Site simgesi Av. Burakhan Çalışkan

Child Rescue Coalition İhbarları ve Müstehcenlik Soruşturmaları

Child Rescue Coalition müstehcenlik

Child Rescue Coalition İhbarları: Yöntemler, Deliller ve Hukuki Tartışmalar

Dijital iz sürme teknolojileri sayesinde kolluk kuvvetleri, çocuk istismarı görüntülerini paylaşanları küresel ölçekte tespit edebilmektedir.

Child Rescue Coalition Nedir ve Nasıl Çalışır?

Child Rescue Coalition (CRC), çocuk istismarı içeriklerini (özellikle çocuk pornografisini) internette takip ederek kolluk kuvvetlerine bilgi sağlayan Florida merkezli bir kâr amacı gütmeyen kuruluştur. CRC tarafından geliştirilen Child Protection System (CPS) adlı yazılım, eşler arası (peer-to-peer) dosya paylaşım ağlarını tarayarak bu ağlarda çocuklara yönelik cinsel istismar görüntülerini indiren veya paylaşan cihazların IP adreslerini tespit eder. Bu teknoloji, kolluk birimlerine ücretsiz olarak sunulmakta ve dünya genelinde 95’ten fazla ülkede kullanılmaktadır. CRC, sisteminin dünya çapında 54 milyonun üzerinde faili izlediğini ve sağladığı verilerin şimdiye dek 16.000’den fazla tutuklama ve 3.000’den fazla çocuğun kurtarılması ile sonuçlandığını iddia etmektedir.

CPS sistemi, dosya paylaşım ağlarında bilinen çocuk istismarı görüntülerine ait dijital parmak izlerini (hash değerlerini) veri tabanında barındırır. Yazılım, bu dijital imzalar üzerinden arama yaparak ilgili görüntü veya videoları paylaşan kullanıcıları saptar. Örneğin, kolluk kuvvetleri CPS aracılığıyla belirli bir hash değeriyle eşleşen dosyayı paylaşan IP adreslerini listeleyebilir. Elde edilen IP adresi üzerinden şüphelinin internet servis sağlayıcısı tespit edilir ve bu bilgilere dayanarak abonelik bilgilerinin ortaya çıkarılması için gerekli adli süreçler başlatılır. Tipik olarak, savcılık veya kolluk birimi tespit edilen IP adresine ait aboneyi belirlemek üzere servis sağlayıcıdan bilgi talep eder. Ardından, hakim kararıyla arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilerek şüphelinin bilgisayar, telefon gibi dijital cihazlarına el konulur. Bu cihazlarda adli bilişim incelemesi yapılarak çocuk istismarı içerikli materyallerin bulunup bulunmadığı araştırılır.

CRC’nin delil üretme biçimi, büyük ölçüde dijital izleme ve veri analizine dayanır. Sistem günün 24 saati, dünyanın dört bir yanından eşler arası ağlarda paylaşılan milyonlarca kaydı otomatik olarak derleyip indeksler. Elde edilen veriler arasında paylaşıldığı tespit edilen dosyanın kimlik bilgileri (hash değeri, dosya adı vb.), paylaşan cihazın IP adresi, paylaşımın tarih-saat damgası gibi bilgiler bulunur. CRC bu verileri işleyerek önceliklendirme analizleri de yapar; örneğin, elindeki verilere göre en yüksek riskli fail profillerini belirlemeye çalışır. Amaç, aktif şekilde çocuklara zarar verme ihtimali en yüksek olan kişileri öne çıkarmaktır.

**Elde edilen bulgular, kolluk kuvvetleri açısından önemli bir ihbar (istihbarat niteliği taşır. CRC, bu verileri ilgili ülkenin emniyet birimlerine iletir veya yetkili birimlere sistemi kullanma eğitimi vererek onların doğrudan erişimini sağlar.  Nitekim CRC, CPS yazılımına erişim için yeminli soruşturmacıların özel bir eğitim almasını şart koşar; birkaç gün süren bu eğitim sonrası soruşturmacılar sisteme giriş yaparak kendi sorumluluk alanlarındaki şüpheli internet faaliyetlerini gerçek zamanlı izleyebilirler. Özetle, CRC suç araştırması aşamasında dijital delil üreten bir teknoloji ortağı olarak işlev görmektedir.

CRC İhbarlarının Soruşturma ve İddianame Sürecine Etkisi

CRC tarafından sağlanan bilgiler, soruşturma makamlarınca genellikle başlangıç delili (ihbar) olarak kabul edilir. Türkiye’de de benzer ihbar mekanizmaları bulunmaktadır. Örneğin ABD merkezli bir başka kuruluş olan NCMEC (National Center for Missing & Exploited Children), sosyal medya ve bulut platformları üzerinden tespit edilen çocuk istismarı içeriklerini Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Dairesi’ne iletmektedir ve bu ihbarlar üzerine soruşturma açılmaktadır. CRC’nin bildirimleri de çoğunlukla uluslararası polis iş birliği yoluyla emniyete ulaşmakta ve benzer şekilde siber suçlar birimince işlem yapılmaktadır.

Savcılık, CRC’den gelen ihbarı aldıktan sonra (veya polisin CPS üzerinden tespit ettiği şüpheliyi belirlemesiyle), şüpheli hakkında soruşturma başlatır. Yukarıda belirtildiği gibi, şüphelinin adresinde arama yapılıp dijital materyallere el konulur. Eğer yapılan dijital inceleme sonucunda çocuk pornografisi niteliğinde görüntü veya videolara rastlanırsa, savcılık Türk Ceza Kanunu 226. maddesi (müstehcenlik suçu) kapsamında bir iddianame düzenler. İddianamede genellikle CRC ihbarıyla tespit edilen IP adresi ve dosya bilgilerinden, arama sonucunda elde edilen dijital delillere kadar tüm bulgular yer alır. Mahkemede savcılık, ele geçirilen yasadışı dijital materyalleri, adli bilişim raporlarını ve ilgili uzman görüşlerini delil olarak sunar.

Burada eleştirilmesi gereken nokta, CRC tarafından sağlanan verilerin bazı durumlarda doğrudan ve tartışmasız delil olarak muamele görmesidir. Uygulamada, CRC’nin tespitleri çoğunlukla doğru çıkmakla birlikte, bu veriler mutlak gerçeğin yegâne göstergesiymiş gibi kabul edilerek hızlı şekilde iddianameye yansıtılabilmektedir. Örneğin CRC yetkilileri, sistemlerinin %97 gibi yüksek bir mahkûmiyet oranına katkı sağladığını ve son derece isabetli sonuçlar verdiğini belirtmektedir. Nitekim CRC teknolojisi o denli güvenilir addedilmektedir ki, ABD’de birçok eyalette polisler şüpheliden doğrudan yasa dışı dosya indirmeyi beklemeksizin sadece CPS verilerine dayanarak hakimden arama izni alabilmektedir. Bu durum, yazılımın teknik bulgularına büyük bir güven atfedildiğini göstermektedir.

Ancak, ihbarın kaynağı ve niteliği ne olursa olsun, ceza soruşturmasında delillerin tartışmaya açık olması bir hukuk devleti ilkesidir. Bir ihbar raporunun mutlak doğru kabul edilip yeterli diğer destekleyici delil olmadan iddianameye konulması, masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi açısından sakıncalar doğurabilir. CRC ihbarlarının sağladığı IP adresi, dosya hash değeri gibi bilgiler başlangıç için kuvvetli bir şüphe oluştursa da, bu bilgilerin hatasız olduğu ve mutlaka karşılığında suç unsurunun bulunduğu varsayılmamalıdır. İddianamenin dayanağı maddi delillerle desteklenmelidir: Örneğin şüphelinin bilgisayarında gerçekten çocuk istismarı görüntüleri bulunmuş mu? Yoksa sadece bir IP adresinin bir zaman diliminde böyle bir dosyayı indirmeye teşebbüs ettiği yönünde kayıt mı var?

Nitekim yurt dışında bazı örnekler, salt bu tür dijital izlere dayanmanın tehlikelerine işaret etmektedir. ABD’de bir vakada, polis CPS benzeri bir yazılım ile şüphelinin IP adresini belirlemiş ve bu adresten paylaşıldığı iddia edilen dosyalar arasında 4 yaşında bir çocuğun istismar görüntüleri olduğuna dair tespitini iddianameye koymuştur. Fakat şüphelinin sabit diskinde yapılan incelemede bahsi geçen görüntüler bulunamamıştır. Savcılık yine de yazılımın tespitine güvenerek sanığı “çocuklara karşı tehlikeli suç” ithamıyla 10 ayrı suçtan mahkemeye sevk etmiş; eksik dosyalar için soruşturma sürüyor denilerek iddianame hazırlanmıştır. Bu örnek, dijital ihbarların mutlak delil kabul edilmesiyle sanığın ciddi ithamlarla yargılanabildiğini gösteriyor. Halbuki daha sonra savunma tarafından yapılan ayrıntılı teknik incelemede, iddia edilen dosya ve “info-hash” izlerinin sanığın diskinde hiç mevcut olmadığı tespit edildi. Hem sanığın kendi bilişim uzmanı hem de devletin adli bilişimcisi, yazılımın işaret ettiği dosyaların hiçbir izine rastlayamadı. Bu tür vakalarda, ihbar ile ele geçirilen somut deliller arasında kopukluk olabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihbar aşamasındaki dijital bulgular, mahkûmiyet için tek başına yeterli görülmemeli; iddianame hazırlanırken delillerin toplanıp doğrulanması süreci tamamlanmış olmalıdır.

Eşleştirme temelli teknik bulguların ispat gücü için hash eşleşmesi neyi kanıtlar yazımızı inceleyebilirsiniz.

CRC Teknolojisine Yönelik Eleştiriler ve Delillerin Güvenilirliği

CRC’nin sağladığı teknoloji, çocuk istismarı suçlarının tespit ve takibinde devrim niteliğinde kabul edilse de hem teknik güvenilirlik hem de hukuki süreçlere etkisi bakımından tartışmalara açıktır. Bir cinsel suçlar uzmanı ceza avukatı gözüyle, bu tartışmaları çeşitli başlıklar altında ele almak gerekir:

Şüpheli Veriler ve Yanlış Pozitif Riskleri: CPS yazılımı, sadece resmi kaynaklardan değil, bazı özel **“big data” şirketlerinden derlenen verileri de kullanmaktadır. Örneğin CRC’nin iş ortaklarından biri, pazarlama şirketi TLO’dur ve CRC sisteminin kullanıcı kılavuzunda, çeşitli kurumsal kaynaklardan toplanan ve IP adresleri ile e-posta hesaplarına bağlantılı pazarlama verilerinin kolluk birimlerince erişilebildiği belirtilmiştir. Bu tür doğrulanmamış veriler, bazen yanlış eşleştirmelere yol açabilir; zira kılavuzda dahi abone bilgilerinin kesin olmadığı, savcılıkça başka yöntemlerle teyit edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Sivil özgürlük savunucularına göre, büyük veri broker’larından gelen onaysız bilgilerle çalışan bir yazılım yanlış kişiyi hedef gösterme riski taşır ve ayrıca mahkeme kararı olmaksızın şüpheli hakkında bir yığın kişisel bilgi edinilmesine imkan tanıyabilir. Bu durum, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması ilkeleri bakımından endişe vericidir. Örneğin, Türkiye’de bir IP adresinin hangi aboneye ait olduğu kural olarak mahkeme kararıyla servis sağlayıcıdan istenir. CRC sistemi ise arka planda pazarlama verileriyle IP adresini ilişkilendirip kullanıcı kimliği hakkında ipuçları sunabilir. Eğer kolluk, bu bilgileri resmi yoldan teyit etmeden doğrudan kullanırsa, soruşturmanın meşruiyeti sorgulanabilir.

❷ Delillerin Şeffaflığı ve İncelenebilirliği: CRC’nin ve benzer yazılımların çalışma prensipleri büyük ölçüde gizlidir. Kurum, suçluların gizlenme yöntemlerini öğrenmemesi için detayları kamuya açıklamadığını ifade etmektedir. Bu gizlilik, savunma açısından ciddi bir handikap yaratır. Zira sanık veya avukatı, aleyhine sunulan dijital delilin nasıl elde edildiğini, yazılımın tam olarak ne yaptığını bilememektedir. Savunma hakkı kapsamında, aleyhte delillerin kaynağını ve güvenilirliğini tartışabilmek esastır. ABD’de bazı davalarda savunma avukatları, CPS benzeri yazılımların kodlarının ve çalışma mekanizmasının incelenmesini talep etmiş, ancak üretici firma “ticari sır” ve “gizli kolluk tekniği” savunmalarıyla bu talepleri geri püskürtmüştür. 2013 yılında TLO firması, Child Protection System yazılımının detaylarını açıklaması istenince mahkeme celbini iptal ettirmek için başvuruda bulunmuş; mahkeme yazılımın incelenmesine karar verince de savcılık sanıkla lehe bir pazarlık yaparak davayı kapatma yoluna gitmiştir. Bu örnek, yazılım üreticilerinin kod şeffaflığına karşı ne denli dirençli olduğunu gösteriyor. Başka davalarda da savcılar, programın sırlarını ifşa etmek yerine davayı düşürmeyi tercih etmiştir. Türk yargı sistemi açısından bakıldığında, eğer bir dijital delilin kaynağı bu denli kapalı kutu ise, savunmanın kendini etkin şekilde savunma imkanı kısıtlanmış olur. CMK uyarınca sanığın aleyhindeki delillere erişim ve onlara itiraz hakkı vardır. Fakat CRC verilerinin altında yatan teknik yöntem incelenemiyorsa, savunma makamı “Bu yazılım hatalı çalışmış olabilir” demekten öteye geçip somut bir ispat ortaya koymakta zorlanır.

Olası Teknik Hatalar ve Yanlış Yorumlamalar: CRC’nin kullandığı CPS gibi araçlar ne kadar gelişmiş olsa da, tamamen hata ihtimalini dışlamak mümkün değildir. Yanlış pozitif denilen durumlar literatürde mevcuttur. Örneğin, yazılımın bir IP adresini belirli bir dosyayı paylaşırken görmesi, o cihazda mutlaka o dosyanın bulunduğu anlamına gelmeyebilir. Teknik olarak, torrent gibi eşler arası protokollerde, bir kullanıcı bir dosyayı indirme isteği gönderdiğinde dahi sistemde o dosyaya ait info-hash adı verilen dijital kimliği yayabilir. Yani kullanıcı dosyayı tam indirmemiş veya indirmeyi iptal etmiş olsa bile, sırf indirme teşebbüsü bile ağda iz bırakabilir. Nitekim yukarıda bahsedilen ABD’deki Tolworthy vakasında, savunma uzmanı “bilgisayarın, gerçekte indirilmiş bir dosyanın hash değerini değil, kullanıcının sadece talep ettiği bir videonun hash bilgisini yaymış olabileceğini” ifade ederek yazılımın bulgusuna itiraz etmiştir. Bu, aslında şüphelinin bilgisayarında çocuk pornosuna rastlanmamasını açıklayabilecek bir teknik detayı ortaya koymaktaydı. Yine bazı durumlarda şüpheli, indirdiği materyali daha sonra silmiş ya da şifreleyerek gizlemiş olabilir. Bu gibi senaryolar da yazılımın gösterdiği kayıtla ele geçen delilin uyuşmamasına yol açabilir. Dolayısıyla ihbar verilerinin dikkatlice yorumlanması gerekir. Teknik bulgu –örn. bir IP’nin belli bir dosyayı paylaştığı kaydı– mutlak doğrulukla o kişinin suçu işlediğini kanıtlamaz; arada insani bir değerlendirme ve ek delil kontrolü şarttır. Zaten CRC’nin kurucularından biri olan Brian Levine de “Bu tür bir yazılım, sürecin yalnızca bir parçasıdır; sonrası, yani araştırmanın derinleştirilmesi ve adil yargılama aşamaları polis ve mahkemelerin görevidir” diyerek yazılımın tek başına yeterli olmayacağını vurgulamıştır.

İhbarların Delil Hukuku Açısından Statüsü: CRC gibi kurumların sağladığı veriler, hukuken ihbar ve istihbari bilgi kapsamında değerlendirilebilir. Bu bilgiler sayesinde elde edilen deliller (örn. aramada bulunan görüntüler) elbette mahkemede kullanılabilir. Fakat doğrudan doğruya CRC raporunun kendisi, bir uzman mütalaası veya teknik rapor olarak dosyaya girerse, bunun hukuki statüsü tartışmalı olabilir. Bu raporu hazırlayanlar Türk adli makamları olmadığı gibi, rapor içeriği üzerinde sanık tarafının soru sorma veya bilirkişiye inceletme imkanı da sınırlıdır. Türkiye’de hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağı kuralı (CMK m.206/2, 217/2) mevcuttur. CRC verileri genel olarak meşru bir izleme faaliyeti sonucu elde edilmiştir; zira açık internet üzerindeki paylaşımları gözlemlemektedir. Ancak uç bir senaryo olarak, eğer CRC yazılımının şüphelinin bilgisayarına sızarak özel bir alana eriştiği iddia edilirse (örneğin yukarıdaki Hartman vakasında savunma, yazılımın sanığın “eşler arası paylaşım için ayrılmamış özel dosyalarına girdiğini” öne sürmüştür), o zaman yasadışı bir arama söz konusu olup olmadığı sorgulanabilir. Amerikan hukukunda tartışılan bir konu, bu tür özel yazılımların devlet ajanı gibi çalışıp çalışmadığı meselesidir. Eğer bir özel kuruluş (CRC) fiilen kolluk adına hareket eder şekilde sürekli bir izleme yapıyorsa, bu özel faaliyetin sonuçları da sanki devlet yapmış gibi değerlendirilip dördüncü ek madde (arama ve el koyma) korumalarına tabi olması gerektiği savunulmaktadır. Türk hukukunda da benzer şekilde, “devletin yapamayacağı bir aramayı özel kişilerin dolaylı şekilde yapması” hoş karşılanmayacaktır. Bu elbette karmaşık bir meseledir; CRC genelde yasaların izin verdiği açık kaynak izleme yöntemlerini kullandığını belirtmektedir. Yine de savunma avukatları, delil elde edilme sürecinin yasallığını sorgulayarak, gerekli usul izinlerinin (örneğin IP tespit tutanakları, uluslararası iş birliği prosedürleri) tam olarak sağlanıp sağlanmadığını araştırmalıdır.

Savunma Hakkı ve Çapraz Sorgu İmkanı: Ceza yargılamasında sanığın, aleyhine ileri sürülen delilleri tartışma ve onları sunanları sorguya çekme hakkı vardır. CRC kaynaklı bir delilde, bu prensip pratikte zayıflayabilir. Zira ihbarı yapan CRC çalışanı ya da yazılımın geliştiricisi, çoğu zaman mahkemede tanık veya bilirkişi olarak dinlenmez. Genellikle ihbar bilgisi polis raporuna girer ve dosyada ikinci el delil halini alır. Savunma makamı, geriye sadece poliste bu yazılımı kullanan görevliye sorular sorabilir. Ancak bu görevli de yazılımın iç işleyişine dair derin bilgiye sahip olmayacaktır; genellikle “sistem IP adresini verdi, biz de gittik arama yaptık” şeklinde ifadelerle yetinilir. Bu durum savunmayı kısıtlar. Özellikle iddianamenin temelini bu dijital bulgular oluşturuyorsa, avukatın bunları çürütebilmesi için ya ciddi bir teknik uzman desteği alması ya da uluslararası emsal karar ve literatürü kullanarak şüphe oluşturan yanları ortaya koyması gerekir. Amerika’daki davalarda bazı yargıçlar, savunmanın taleplerini haklı bularak “yazılım incelenmeden adil yargılama olmaz” diyerek kod incelemesine izin vermiştir. Örneğin bir federal yargıç, CPS yazılımının dört dosyayı tespit etmesine karşın bu dosyaların sanığın bilgisayarında paylaşılmadığı yönündeki uzman ifadesini dikkate alarak, programın sınırını aşmış olabileceği ihtimaline vurgu yapmış ve savunmanın inceleme talebini kabul etmiştir. Ne var ki bu kararın ardından yazılımın sahibi olan özel kuruluş, programı savunmanın erişimine açmaktansa davanın düşürülmesini sağlamış ve savcılık da federal davayı geri çekmiştir. Akabinde sanığın eyalet mahkemesinde fiziksel delillere dayalı olarak yeniden yargılandığı görülmüştü. Bu örnekler, “devlet sırrı” veya “ticari sır” denilerek delil niteliğindeki bir aracın incelenmesinin engellenmesinin, gerektiğinde davanın seyrini tamamen değiştirebildiğini göstermektedir. Türk mahkemelerinde henüz bu denli ileri gitmiş bir tartışma yaşanmamış olsa da, savunma tarafının gerekirse bilirkişi incelemesi talep ederek, yazılımın hata payı bulunabileceğine dair makul bir şüphe uyandırmaya çalışması beklenebilir.

Sonuç: İhbarlar Önemli ancak Tartışmasız Değil

CRC ve benzeri kuruluşların sağladığı teknolojik imkanlar, çocukların cinsel istismarını önleme ve faillerin adalet önüne çıkarılması konusunda son derece değerli bir katkı sunmaktadır. Birçok suçlunun yakalanmasını sağlayan bu araçlar sayesinde, klasik yöntemlerle tespiti çok zor olabilecek dijital suçlar ortaya çıkarılmaktadır. Ancak ceza adalet sisteminde amaç, suçu etkin şekilde soruşturup cezalandırırken aynı zamanda adil yargılanma ilkelerine sadık kalmaktır. Bu denge, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin korunmak zorundadır.

CRC ihbarları sonucu başlatılan soruşturmalarda, savcılık ve kolluk birimleri ihbarı bir başlangıç noktası olarak görüp sonrasında elle tutulur delillerle bu ihbarı desteklemelidir. Yani, bir IP adresinin bir dosyayı paylaştığı bilgisinin ötesine geçilip, şüphelinin cihazlarında gerçekten yasa dışı materyal bulundurup bulundurmadığı somut olarak ortaya konmalıdır. İddianamelerin gerekçesi, mümkün mertebe CRC’nin raporunda yazan teknik tespitler değil, bu tespitlerin sonucunda elde edilen gerçek deliller olmalıdır. Aksi takdirde, salt dijital bir kayda dayanarak mahkumiyet kararı verilmesi, ileride telafisi imkânsız adli hatalara yol açabilir.

Savunma açısından bakıldığında, CRC’nin bulgularına eleştirel yaklaşmak meşru ve gereklidir. Elbette hiç kimse çocuk istismarı suçlarını hafife almamaktadır; bu tür fiiller ağır cezaları hak eden, toplum vicdanını yaralayan eylemlerdir. Ancak suçlamanın ciddi olması, her duyulan ihbarın sorgusuz kabul edilmesini haklı kılmaz. Hukuk, en ağır suçlamada bile adil prosedürleri işletmekle mükelleftir. Bu nedenle, CRC’nin delil üretme yöntemlerine dair uluslararası alanda yapılan tartışmaları ve vakaları bilmek, savunma stratejisinin bir parçası olmalıdır. Örneğin Human Rights Watch örgütü, ABD Adalet Bakanlığı’na resmi bir başvuru yaparak Child Protection System yazılımının bağımsız uzmanlarca test edilip edilmediğinin açıklığa kavuşturulmasını istemiştir. Bu talebin arkasında yatan gerekçe, “bu araçlar gerçekten düzgün çalışıyor mu, hukuku ihlal eden bir yönü var mı ve güvenilir mi?” sorularının cevap bulması gerekliliğidir. Benzer şekilde, Türk yargı pratiğinde de bu tür delillere fazla körü körüne güvenmeme prensibi geliştirilmelidir.

Sonuç olarak, CRC ihbarları sayesinde başlayan davalarda bir ceza avukatının rolü, delillerin doğruluğunu ve elde ediliş biçimini titizlikle denetlemek olmalıdır. Eğer iddianame sadece bir IP adresi tespitine dayanıyor ve dijital incelemede kayda değer bir bulgu yoksa, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince bu durum yargılamada güçlü şekilde dile getirilmelidir. Mahkemeden, ihbarın dayanağı olan dijital yöntem hakkında bilgi talep etmek, gerekirse bu konuda bilirkişi raporu alınmasını istemek de savunmanın başvurabileceği yollardandır. Çünkü her ne kadar sanıklar kamuoyunda itibar görmeyen kişiler olsa da (çocuk istismarı içerikleriyle suçlanan birinin toplum nazarında savunulması zordur), hukuk prensipleri herkes içindir. Yargılama sürecinde teknoloji kaynaklı delillerin de diğerleri gibi sorgulanabilir olduğu unutulmamalıdır.

Bir  ceza avukatı olarak tavsiyem CRC ihbarıyla yargılanan kişilerin umutsuzluğa kapılmamaları, dosyalarındaki dijital delillerin gerçekten suçu ispata yeterli olup olmadığını uzman bir gözle inceletmeleridir. Bazı durumlarda iddianamedeki dijital kayıtlar yanlış yorumlanmış veya eksik olabilir. Savunma, teknik ve hukuki bilgiyle donanmış şekilde bu kayıtların doğruluğunu sınamalıdır. Adil bir yargılama ortamında, her delil gibi CRC verileri de eleştirel değerlendirmeye tabi tutulacak ve ancak hakikati yansıttığı kesinleştiğinde hükme esas alınacaktır. Bu denetim, masumların haksız mahkumiyetini önleyeceği gibi, suçluların da hukuka uygun bir süreç neticesinde cezalandırılmasını sağlayacaktır. Adalet, teknolojiyle güçlendiğinde güzeldir; fakat teknolojinin gölgesinde kalmamalıdır.

Soruşturmanın ihbardan sonraki aşamalarını ilgili yazımızda inceleyebilirsiniz.

Mobil sürümden çık