Delilden Çok Algıya Dayalı Mahkûmiyetler: Yargının Popülizme Teslim Olması
Adaletin terazisi hassastır deriz. Eşitliği ve tarafsızlığı sembolize eden bu terazi, elbette delillerle işler. Ancak ne yazık ki Türkiye’de özellikle son yıllarda bazı suç türlerinde — başta cinsel suçlar, kadın cinayetleri ve çocuk istismarı olmak üzere — delil değil, algı esas alınarak karar verildiğine sıklıkla tanıklık ediyoruz. Hukukun yeri, toplumsal infialin bastırılması; mahkemenin rolü ise kamuoyunun öfkesini yatıştıracak bir sembolik ceza üreticisine dönüştürülüyor.
Bu yazı, işte tam da bu yozlaşmanın adını koymak için kaleme alındı: yargının popülizme teslim oluşu.
Adalet Aracı mı, Toplumsal Hınç Makinesi mi?
Mahkemeler, toplumun vicdanını temsil etmekle yükümlüdür; ancak bu temsil, toplumun geçici tepkilerine, duygusal reflekslerine veya sosyal medyada yaratılan algılara göre şekillendiği anda adalet mekanizması çürür. Ne yazık ki günümüzde hâkimlerin kararlarında delillerden çok “bu karar kamuoyunda nasıl yankılanır?” sorusu etkili olmaya başlamıştır.
Basında yer alan haberler, sosyal medya linçleri, sivil toplum baskısı, kimi zaman politik demeçler mahkeme salonunun kapısından içeri süzülmekte; kararlar, delillerden değil, toplumun tepkilerinden çekinilerek verilmektedir. Delil yetersizliği, tanık çelişkileri, savunma tutarlılığı artık “toplumu tatmin etmeyen gerekçeler” olarak değerlendirilmekte; beraat kararları “yetersiz” bulunmakta, mahkûmiyetler ise “toplumu rahatlatan” çözümler olarak sunulmaktadır.
Algı Mahkemeleri: Sosyal Medyada Başlayan Yargılamalar
Özellikle yüksek hassasiyet içeren cinsel suç dosyalarında sanıklar henüz savunmalarını dahi yapmadan manşetlere taşınmakta, fotoğrafları paylaşılmakta, aileleri ifşa edilmekte, etiket kampanyalarıyla infazları sosyal medyada yapılmaktadır. Mahkemeler ise bazen bu linç dalgasına direnç göstermek yerine, onunla aynı yöne eğilmekte; halkın öfkesine “adil bir yanıt verme” adı altında hatalı kararlar vermektedir.
Bu durumun en trajik örnekleri, beraatle sonuçlanan dosyalarda bile sanıkların yıllarca tutuklu kalması, beraat ettikten sonra bile hayatlarına devam edememesi, toplumda “kaçırılmış bir ceza” algısının yaratılmasıdır. Oysa adalet, kamuoyunu tatmin etmek değil, gerçeği bulmak için vardır.
Popülist Yargının Tehlikesi: Günü Kurtarır, Sistemi Çürütür
Mahkemenin görevi bir “mesaj” vermek değildir. Hâkim karar vererek sokaktaki öfkeyi dindirmek, bir grubun gönlünü kazanmak, bir hashtag’e selam çakmak için değil; hukuk kuralları çerçevesinde adaleti tesis etmek için oradadır. Ancak bugün birçok dosyada “bir şey yapmamız gerekiyordu” psikolojisiyle, sırf kamuoyu tatmin edilsin diye mahkûmiyet verildiğine tanıklık ediyoruz.
Bu tavır kısa vadede “toplumun gazını alabilir”, ama uzun vadede yargıya olan güveni paramparça eder. Çünkü toplum eninde sonunda hukuka güvenmek ister. Algıya değil, delile; tepkilere değil, kurallara dayanan bir adalet arar.
Her Şeyin Sonunda: Ceza, Sadece Suçun Karşılığı Olmalıdır
Eğer ceza, suçu sabit olmayan kişilere sadece “toplum rahatlasın” diye veriliyorsa; bu, ceza değildir. Bu, meşruiyetini kaybetmiş bir infazdır. Popülizmin yargıya sirayet ettiği yerde hukuk değil, linç kültürü egemen olur. Mahkemeler sosyal medya yargıçlarına teslim olduğunda, kararlar da adalet değil, “popüler memnuniyet” üretir.
Unutulmamalıdır: Mahkemeler halkı susturmak için değil, hakikati bulmak için vardır. Ve bazen hakikat, toplumun duymak istemediği şeyler söylemeyi gerektirir. Gerçek adalet, işte tam da bunu yapabilen yargıdır.
Konuyla ilgili olarak Defter, Kayıt ve Belgeleri Gizleme Suçu: Yargıtay Kararları ve Etkili Savunma Stratejileri ve Komşum Sürekli Gürültü Yapıyor, Ne Yapabilirim? başlıklı yazılarımız da faydalı olabilir.

