Kısa cevap: Yapı kullanma izni (iskân) alınmamış bir binada sınai faaliyet icra edilmesine müsaade eden kişi, TCK m. 184/3 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu fıkranın iki önemli özelliği vardır: m. 184/4 gereği belediye sınırları içinde olma şartına tabi değildir, yani ülke genelinde uygulanır; buna karşılık m. 184/6 uyarınca 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılar hakkında uygulanmaz. Ayrıca m. 184/5’teki dava düşmesi imkânı bu fıkrayı kapsamaz.
Bu hüküm, imar kirliliği maddesinin en az bilinen ama sanayi ve imalat işletmeleri bakımından en riskli fıkrasıdır. Çoğu işletme sahibi iskân eksikliğini yalnızca idari bir sorun sanır; oysa binada üretim yapılıyorsa doğrudan bir ceza sorumluluğu doğar. Bu yazıda fıkranın kimleri ve hangi faaliyetleri kapsadığını açıklıyoruz.
Binada sınai faaliyet yürütülüyorsa alt sınırı iki yıl olan bir suç gündeme gelir. Durumunuzu değerlendirmek için iletişime geçin.
Fıkra neyi cezalandırıyor?
Türk Ceza Kanunu m. 184/3 şu fiili cezalandırır: “Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bu tanımda üç unsur öne çıkar ve savunma bu üç unsur üzerinden kurulur.
- Yapı kullanma izninin bulunmaması. Binanın iskânsız olduğunun tespiti gerekir. Kısmî iskân alınmış yapılarda, faaliyetin yürütüldüğü bölümün iskân kapsamında olup olmadığı ayrıca incelenir.
- Sınai faaliyet. Kanun her türlü faaliyeti değil, sınai nitelikte olanı arar. Üretim ve imalata yönelik faaliyetler kapsamdadır.
- Müsaade eden kişi. Fail, faaliyetin o binada yürütülmesine izin veren kişidir. Bu, izni fiilen kimin verdiğine göre belirlenir.
“Sınai faaliyet” nedir, her işyeri kapsamda mı?

Uygulamada en sık yapılan hata, fıkranın her türlü işyerini kapsadığını sanmaktır. Madde metni açıkça “sınai faaliyet” der. Bu, üretim ve imalat karakteri taşıyan faaliyetlere işaret eder.
Bu ayrım kâğıt üzerindeki unvana değil, fiilen yürütülen faaliyete göre yapılır. Ticaret sicilindeki faaliyet konusu tek başına belirleyici değildir; keşif, bilirkişi incelemesi ve işletmenin fiilî durumu esas alınır.
Diğer fıkralardan ayrılan iki nokta
Üçüncü fıkra, maddenin geri kalanından iki yönüyle ayrılır ve bu farklar dosyanın sonucunu doğrudan etkiler.
Tablodaki ilk satır, kırsal alanda faaliyet gösteren işletmeler için önemlidir: ruhsatsız bina yapmak belediye sınırları dışında bu maddeye göre cezalandırılmazken, iskânsız binada sınai faaliyet yürütmek her yerde cezalandırılır.
İkinci satır ise en güçlü savunma eksenidir. Yapının 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapıldığı belgelenebiliyorsa üçüncü fıkra uygulanmaz. Bu tespitte tapu kayıtları, eski imar dosyaları, hava fotoğrafları ve abonelik kayıtları kullanılır.
12 Ekim 2004 öncesi yapıldığı ispatlanan binalarda bu fıkra uygulanmaz. Belgelendirme sürecini birlikte planlayalım.
Savunmada hangi noktalar öne çıkar?
SAVUNMANIN İNCELEME SIRASI
Sonuç
TCK m. 184/3, iskânsız binada sınai faaliyete izin verilmesini iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırır ve maddenin diğer fıkralarından üç yönüyle ayrılır: belediye sınırı şartına tabi değildir, 12 Ekim 2004 öncesi yapılara uygulanmaz ve ruhsata uygun hale getirme yoluyla dava düşmesi imkânından yararlanamaz.
Bu nedenle savunma iki eksende kurulur: yapının tarihi ve faaliyetin niteliği. Yapı 2004 öncesine aitse fıkra hiç uygulanmaz; faaliyet sınai nitelik taşımıyorsa suçun unsuru oluşmaz. Bu iki tespit yapılmadan dosyanın esasına girilmemelidir. Maddenin bütününe ilişkin değerlendirme için imar kirliliğine neden olma suçu ve cezası yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Her işyeri bu suça girer mi?
Hayır. TCK m. 184/3 yalnızca sınai faaliyetten söz eder. Üretim ve imalata yönelik faaliyetler kapsamdadır; market, kafe, ofis gibi ticari ya da hizmet nitelikli işletmeler maddenin lafzı dışında kalır. Faaliyetin niteliği dosyanın ilk tartışma konusudur.
Ceza kime verilir, kiracıya mı mal sahibine mi?
Madde “müsaade eden kişi” der. Sorumluluk, sınai faaliyetin o binada icra edilmesine izin veren kişidedir. Bu çoğu zaman malik veya yetkili kişidir; ancak somut olayda izni fiilen kimin verdiği araştırılır.
Belediye sınırları dışındaysam yine suç olur mu?
Evet. TCK m. 184/4 “üçüncü fıkra hariç” der; yani belediye sınırı şartı bu fıkra bakımından aranmaz. Maddenin diğer fıkralarından farklı olarak üçüncü fıkra ülke genelinde uygulanır.
Binam 2004 öncesinden, durum değişir mi?
Evet. TCK m. 184/6 uyarınca ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. Yapının bu tarihten önce yapıldığının belgelenmesi bu fıkra bakımından güçlü bir savunmadır.
İskânı sonradan alırsam dava düşer mi?
TCK m. 184/5’teki düşme hükmü açıkça “bir ve ikinci fıkra” için öngörülmüştür; üçüncü fıkra bu kapsamda değildir. Yapı kullanma izninin sonradan alınması, dosyada lehe bir unsur olarak değerlendirilebilirse de kanunen otomatik bir düşme sonucu doğurmaz.
Ceza ne kadar?
TCK m. 184/3 uyarınca yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Alt sınırın iki yıl olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanabilirliğini doğrudan etkiler.
Bu suç şikâyete tabi mi?
Hayır. İmar kirliliğine neden olma suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrendiği anda re’sen soruşturma yürütür. Genellikle belediye veya ilgili idarenin bildirimi üzerine dosya açılır.
Görevli mahkeme hangisi?
Cezanın üst sınırı dikkate alındığında yargılama asliye ceza mahkemesinde yürütülür.
Faaliyeti durdurursam sorumluluk kalkar mı?
Suç, izin verme fiiliyle oluşur. Faaliyetin sonradan durdurulması işlenmiş fiili ortadan kaldırmaz; ancak yargılamada lehe değerlendirilebilecek bir unsur olarak ileri sürülebilir.
Hukuki Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup güncel mevzuat ve yerleşik hukuki uygulama esas alınarak kaleme alınmıştır. İçerikte yer alan değerlendirmeler, somut olayın kendine özgü koşullarına göre farklılık gösterebilecek genel nitelikte açıklamalardır ve hiçbir şekilde hukuki tavsiye niteliği taşımaz, avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Mevzuat ve içtihatlar zaman içinde değişebileceğinden, somut bir hukuki sorun hakkında adım atmadan önce alanında yetkili bir avukata danışılması önerilir.