📌 Kısa Cevap: Uyuşturucu ticareti (TCK 188) şüphesiyle yakalanan kişi hakkında tutuklama zorunlu değildir. Hâkim, CMK 109 uyarınca tutuklama yerine konutu terk etmeme (ev hapsi), yurt dışına çıkış yasağı, karakola düzenli imza, bağımlılık tedavisi gibi bir veya birkaç adli kontrol yükümlülüğüne karar verebilir. Tutuklama isteniyorsa adli kontrolün neden yetersiz kalacağı somut olgularla gerekçelendirilmelidir (CMK 101/2-d). Ev hapsinde geçen her iki gün, mahkûmiyet hâlinde cezadan bir gün olarak düşülür (CMK 109/6). TCK 188 bakımından adli kontrol en çok üç yıl sürer ve gerekçeyle toplam üç yıl daha uzatılabilir (CMK 110/A). Adli kontrol kararına, öğrenme tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir (CMK 111/2, 268/1).
Uyuşturucu ticareti soruşturmalarında gözaltı süresinin sonunda sulh ceza hâkimliğine sevk edilen şüpheli için iki ihtimal öne çıkar: tutuklama veya adli kontrol şartıyla serbest bırakılma. Uygulamada “uyuşturucu ticareti ev hapsi” araması da bu ikinci ihtimalin en ağır biçimine, yani konutu terk etmeme yükümlülüğüne ilişkindir. Ev hapsi, kişiyi ceza infaz kurumundan uzak tutar ama gün boyu konuta bağlar; bu yüzden hem kazanımı hem de sınırları iyi bilinmelidir.
Bu yazıda uyuşturucu ticareti dosyasında hangi adli kontrol tedbirlerinin verilebildiğini, ev hapsinin nasıl uygulandığını, cezadan nasıl mahsup edildiğini, ne kadar sürebileceğini ve karara nasıl itiraz edileceğini CMK’nın yürürlükteki metni, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği ve tam metnini incelediğimiz Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ele alıyoruz. Adli kontrolün genel çerçevesi için tutuklu yargılanmak yerine adli kontrol, tedbirin ihlali için uyuşturucu dosyasında adli kontrol ihlali yazılarımıza bakabilirsiniz.
Ev hapsi, yurt dışı yasağı veya imza yükümlülüğüne karşı itiraz, kararın öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır. Sorgu tutanağı ve karar gerekçesi bu süre içinde incelenmelidir; dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Uyuşturucu ticaretinde tutuklama yerine ev hapsi verilebilir mi?
Evet. CMK 109/1, CMK 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin bulunduğu hâllerde bile şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına izin verir. Konutu terk etmeme de bu tedbirlerden biridir (109/3-j). Uyuşturucu ticaretinin katalog suç olması bu imkânı ortadan kaldırmaz; hâkim, daha hafif tedbirlerin yeterli olup olmadığını her dosyada ayrıca değerlendirmek zorundadır.
Tutuklama, CMK 100/1’e göre iki temel şarta bağlıdır: kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeni (kaçma, saklanma, delil karartma veya tanık üzerinde baskı şüphesi). Aynı fıkranın ikinci cümlesi bir sınır daha koyar: işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmayan durumlarda tutuklama kararı verilemez. Ölçülülük ilkesi, aynı amaca daha hafif bir müdahaleyle ulaşılabiliyorsa ağır olanın seçilmemesini gerektirir.
Adli kontrol tam olarak bu ara alanı doldurur. Kanun koyucu, tutuklama sebepleri mevcut olsa da kişinin özgürlüğünü daha az kısıtlayan yükümlülüklerle soruşturmanın güvence altına alınabileceğini kabul etmiştir. CMK 109/2 ayrıca kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde bile adli kontrol uygulanabileceğini belirtir. Gebe veya doğumdan sonra altı ay geçmemiş kadın şüpheliler ile ağır hastalığı ya da engelliliği nedeniyle infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyen kişiler için CMK 109/4 tutuklama yerine adli kontrol imkânını özel olarak vurgular.
Uygulamada uyuşturucu ticareti dosyalarında ev hapsine en sık şu tablolarda rastlanır: ele geçen madde miktarının sınırlı olduğu, şüphelinin rolünün tartışmalı olduğu (örneğin kullanıcı mı satıcı mı olduğunun henüz netleşmediği), delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğu, şüphelinin sabit ikametgâhı, ailesi ve işi bulunduğu dosyalar. Bu etkenler sonucu önceden belirlemez; yalnızca hâkimin ölçülülük değerlendirmesinde ağırlık taşıyan olgulardır.
Katalog suç olması adli kontrolü engeller mi?
Hayır. CMK 100/3, TCK 188’deki uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretini, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe varsa tutuklama nedeninin “var sayılabileceği” suçlar arasında sayar. “Var sayılabilir” ifadesi bir zorunluluk değil, takdir yetkisidir. Kuvvetli şüphe ve ölçülülük şartları ile adli kontrolün yetersizliği yine ayrıca gerekçelendirilmelidir.
Katalog suç düzenlemesi, kaçma veya delil karartma tehlikesinin ayrıca ispatlanması yükünü hafifletir; ancak tutuklamayı otomatik hâle getirmez. CMK 101/1’e göre Cumhuriyet savcısı tutuklama isterken mutlaka gerekçe göstermeli ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiilî nedenlere yer vermelidir. 7331 sayılı Kanunla CMK 101/2’ye eklenen (d) bendi bu yükümlülüğü hâkim kararı için de açık hâle getirmiştir: tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda adli kontrolün yetersiz kalacağını gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmelidir.
Bu düzenlemenin pratik sonucu şudur: “Suçun vasıf ve mahiyeti, katalog suç olması, mevcut delil durumu” gibi kalıp ifadelerle verilen bir tutuklama kararı, adli kontrolün neden yetersiz olduğunu açıklamıyorsa itirazda ve bireysel başvuruda tartışma konusu yapılabilir. Müdafiin sorgu sırasında adli kontrol seçeneklerini somut olarak önermesi, örneğin ev hapsi ile yurt dışı yasağının birlikte uygulanmasını talep etmesi, hâkimin bu seçeneği gerekçesinde tartışmasını kolaylaştırır. Tutuklama şartlarının ayrıntısı için uyuşturucu ticareti suçunda tutuklama şartları yazımıza bakabilirsiniz.
CMK 109’a göre hangi adli kontrol tedbirleri verilebilir?
CMK 109/3, on iki bent hâlinde adli kontrol yükümlülüklerini sayar ve hâkim bunlardan bir veya birkaçını birlikte uygulayabilir. Uyuşturucu ticareti dosyalarında en sık görülenler yurt dışına çıkamama, belirli günlerde karakola başvurma (imza), konutu terk etmeme ve bağımlılık tedavisidir. Hangi tedbirin seçileceği, korunmak istenen amaca ve ölçülülüğe göre belirlenir.
Tabloda (h) ve (i) bentlerine yer verilmemiştir; mağdurun haklarını güvenceye bağlama ve aile yükümlülüklerine ilişkin bu tedbirler uyuşturucu ticareti dosyalarında nadiren kullanılır. Maddenin tam metni için Ceza Muhakemesi Kanunu sayfasına bakılabilir. Tedbirler birbirinin alternatifi değildir: örneğin ev hapsi ile yurt dışına çıkış yasağının birlikte verilmesi uygulamada sık görülür.
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 56. maddesi bu tedbirlerin içeriğini tanımlar. Buna göre konutunu terk etmemek, şüpheli veya sanığın yargı mercii tarafından belirlenen konutunu mazereti olmaksızın veya izin almaksızın terk etmemesi anlamına gelir. Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek ise aynı mantıkla daha geniş bir alanı, örneğin bir ilçeyi kapsar. Bu iki tedbir arasındaki fark, özgürlüğe yapılan müdahalenin yoğunluğudur; Anayasa Mahkemesi de bu nedenle ev hapsini seyahat özgürlüğüne değil, kişi hürriyetine yönelik bir müdahale olarak nitelendirmiştir.
Ev hapsi nasıl uygulanır? Elektronik kelepçe ve izinler
Konutu terk etmeme kararı, denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından infaz edilir ve çoğunlukla elektronik izleme ile denetlenir. Kişinin konutunun çevresi sistem haritasında kısıtlı alan hâline getirilir; kararda belirtilen zaman diliminde konutta bulunup bulunmadığı izlenir. Zorunlu çıkışlar için mazeret veya önceden alınmış izin gerekir; izinsiz çıkış ihlal olarak bildirilir.
Elektronik izlemenin kanuni dayanağı 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununun 15/A maddesidir. Bu hükme göre şüpheli, sanık ve hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, gözetimi ve denetimi elektronik cihazlar kullanılarak yapılabilir; 7242 sayılı Kanunla eklenen cümleyle izleme, rızası alınmak koşuluyla kişinin kendi elektronik cihazları üzerinden de yürütülebilir. Ayrıntılar ayrı bir “Elektronik İzleme Yönetmeliği” ile değil, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği‘nin “Elektronik Cihazların Kullanılması Suretiyle Takip” başlıklı yedinci kısmında (m.97-103) düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin 103. maddesine göre konutu terk etmemeye ilişkin kararlar, kişinin yaşadığı konutun çevresi sistem haritası üzerinde kısıtlı alan hâline getirilerek ve kararda belirtilen zaman dilimi içinde yükümlünün konutta bulunup bulunmadığı izlenerek yerine getirilir. Aynı madde, imza yükümlülüğünün de biyometrik imza yöntemiyle, il sınırları içinde coğrafi konum alınarak yerine getirilebileceğini öngörür. Cihazların takılması ve kurulması ise müdürlük bünyesindeki ekipler tarafından yapılır (m.99, m.101); yükümlü, cihazın kullanımı ve kurallara uymamanın sonuçları konusunda yazılı olarak bilgilendirilir.
Uygulamada en çok sorulan konu, ev hapsindeki kişinin hangi durumlarda evden çıkabileceğidir. Kanun ve Yönetmelik, konutun “mazeretsiz veya izinsiz” terk edilmesini yasaklar; sağlık sorunları, duruşmaya katılım, zorunlu resmî işlemler veya ailevi acil durumlar için yargı merciinden ya da uygulamaya göre denetimli serbestlik müdürlüğünden izin istenebilir. Anayasa Mahkemesinin incelediği bir dosyada, yakınının trafik kazası geçirmesi nedeniyle başvurucunun ev hapsine bir ay ara verildiği, başka bir başvurucu için de talep üzerine bir haftalık ara verildiği görülmektedir. İzin talebinin gerekçesi belgeyle desteklenmeli ve çıkış saatleri açıkça belirtilmelidir.
Ev hapsinde geçen süre cezadan düşülür mü?
Evet, ancak yarı oranında. CMK 109/6’ya göre adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan mahsup edilemez; bu kural tedavi tedbiri (e) ve konutu terk etmeme (j) bentlerinde uygulanmaz. 7331 sayılı Kanunla eklenen cümle uyarınca konutunu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.
Bu düzenlemeden önce uygulamada ev hapsi süreleri cezadan düşülmüyordu. Anayasa Mahkemesinin incelediği bir başvuruda, 13 ay 24 gün elektronik kelepçeyle ev hapsinde kalan hükümlünün mahsup talebi, o tarihte yürürlükte olan metne dayanılarak reddedilmişti. 7331 sayılı Kanun 2021 yılında bu boşluğu kısmen kapatmıştır. Ev hapsinin oranı tutuklulukla eşit değildir: tutuklulukta geçen her gün TCK 63 uyarınca cezadan bir gün olarak düşülürken ev hapsinde iki gün bir güne karşılık gelir.
Mahsubun nasıl uygulanacağı, özellikle 7331 sayılı Kanundan önceki dönemde uygulanan ev hapsi bakımından infaz aşamasında tartışılabilir. Anayasa Mahkemesi, değişiklikten sonra mahsup için infaz hâkimliğine başvurulabileceğini, infaz hâkimliği kararına karşı da ağır ceza mahkemesine itiraz edilebileceğini, bu nedenle bu yolun tüketilmeden yapılan bireysel başvuruların kabul edilemez olduğunu belirtmiştir. Ev hapsi tarihlerinin denetimli serbestlik müdürlüğü kayıtlarıyla belgelenmesi bu nedenle önemlidir.
Mahsup, uyuşturucu ticaretinden verilen cezalarda infaz takvimini doğrudan etkiler. TCK 188’den mahkûmiyette koşullu salıverilme oranları ve denetimli serbestlik süreleri ayrı kurallara bağlı olduğundan, ev hapsinden düşülen günlerin cezaevinde kalınacak süreye nasıl yansıyacağı somut hesapla belirlenmelidir. Bu hesap için uyuşturucu ticaretinden ceza alan ne kadar yatar yazımıza bakabilirsiniz.
Uyuşturucu ticaretinde adli kontrol ne kadar sürer?
TCK 188 ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir suç olduğundan CMK 110/A/2 uyarınca adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir; uzatma toplamda üç yılı geçemez. Dolayısıyla üst sınır altı yıldır. Fiili işlediği sırada çocuk olanlar için bu süreler yarı oranında uygulanır (110/A/3).
CMK 110/A’daki dört yıllık uzatma sınırı yalnızca TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısmın dördüncü ila yedinci bölümlerindeki suçlar (devletin güvenliği, anayasal düzen, millî savunma ve devlet sırlarına karşı suçlar) ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar için öngörülmüştür. TCK 188 ise Üçüncü Kısmın “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” bölümünde yer aldığından, dosya ayrıca terör kapsamında değilse uzatma üst sınırı üç yıldır. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde ise süre en çok iki yıl olup bir yıl daha uzatılabilir (110/A/1).
Üst sınırdan daha önemli olan, tedbirin süreklilik kontrolüdür. 7331 sayılı Kanunla eklenen CMK 110/4 uyarınca adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmediği en geç dört aylık aralıklarla değerlendirilir: soruşturma evresinde savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise re’sen mahkeme karar verir. Bu değerlendirmenin şekli bir onaydan ibaret olmaması gerekir. Anayasa Mahkemesi, soruşturmada yeni bir delil toplanmadığı hâlde ev hapsinin aynı kalıp gerekçelerle 1 yıl 8 ay sürdürülmesini ölçüsüz bulmuştur.
CMK 109/7 ayrıca azami tutukluluk süresi dolduğu için salıverilen kişiler hakkında da adli kontrol uygulanabileceğini öngörür. Bu nedenle uzun süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen sanıklar için ev hapsi veya yurt dışı yasağı gündeme gelebilir. Tutukluluk süreleri için uyuşturucu ticaretinde tutukluluk süresi yazımıza bakabilirsiniz.
Adli kontrol kararı hangi aşamalarla verilir?
Soruşturma evresinde adli kontrol, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla verilir (CMK 110/1); kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme her aşamada bu yetkiyi kullanabilir (110/3). Karar, müdafi huzurunda yapılan sorgunun ardından verilir ve tebliğ ile birlikte itiraz süresi işlemeye başlar.
UYUŞTURUCU TİCARETİNDE ADLİ KONTROL KARARINA GİDEN SÜREÇ
Gözaltı süresinin nasıl işlediği için uyuşturucu ticaretinde gözaltı süresi yazımıza bakabilirsiniz. Sorgu aşamasında verilen karar, dosyanın sonraki seyrini belirleyen en kritik ara karardır; çünkü bu aşamada ileri sürülmeyen kişisel durumlar (sağlık raporu, iş ilişkisi, bakmakla yükümlü olunan aile bireyleri) hâkimin önüne gelmemiş olur.
Adli kontrol kararına itiraz nasıl yapılır?
CMK 111/2 adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebileceğini öngörür. Ayrı bir süre bulunmadığından CMK 268/1’deki genel kural uygulanır: itiraz, kararın öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde, kararı veren mercie dilekçe verilerek veya zabıt kâtibine beyanda bulunularak yapılır. Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol kararını, yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler.
İtiraz yolu hem şüpheli ve müdafii hem de Cumhuriyet savcısı için açıktır. Bu durum uyuşturucu ticareti dosyalarında iki yönlü bir sonuç doğurur. Şüpheli ev hapsini ağır bulup daha hafif bir tedbir isteyebilir; savcı ise tutuklama talebinin reddedilip adli kontrol verilmesine itiraz ederek tutuklama isteyebilir. Kararına itiraz edilen hâkim itirazı yerinde görürse kararını kendisi düzeltir; yerinde görmezse dosyayı en çok üç gün içinde inceleme merciine gönderir (CMK 268/2).
İnceleme mercii, evreye ve kararı veren makama göre değişir:
- Soruşturma evresi: 7331 sayılı Kanunla değişik CMK 268/3-b uyarınca sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazları, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza işlerine asliye ceza hâkimi bakıyorsa inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanındadır.
- Kovuşturma evresi: Uyuşturucu ticareti davası ağır ceza mahkemesinde görüldüğünden, mahkemenin adli kontrol kararına yapılan itirazı o yerde birden fazla ağır ceza dairesi varsa numara olarak kendisini izleyen daire, tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesi inceler (268/3-c).
CMK 271’e göre itiraz kural olarak duruşma yapılmaksızın, dosya üzerinden incelenir; merci gerekli görürse savcıyı ve ardından müdafii dinleyebilir. Merciin itiraz üzerine verdiği karar kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yolu açıktır (271/4). Bu nedenle savcının itirazı üzerine adli kontrol kararı kaldırılıp ilk kez tutuklama kararı verilirse bu karara da itiraz edilebilir. Anayasa Mahkemesinin incelediği bir dosyada, imza yükümlülüğüne karar verilen başvurucu hakkında savcının itirazı üzerine itiraz merciinin dosya üzerinden ev hapsine hükmettiği, başvurucunun bu karara itirazının ise kararın kesin olduğu gerekçesiyle incelenmediği görülmektedir. Savcı itirazlarına karşı da süresinde beyan sunulması bu yüzden önemlidir.
İtiraz dilekçesinde genel ifadeler yerine dosyaya özgü olgular ileri sürülmelidir:
- Kuvvetli şüphe: Ele geçen maddenin şüpheliyle bağlantısı, kriminal rapor, iletişim kayıtları ve tanık beyanlarının ticaret kastını ne ölçüde gösterdiği.
- Tutuklama nedeni: Sabit ikametgâh, iş, aile ve pasaport durumu gibi kaçma şüphesini zayıflatan olgular; delillerin toplanmış olması.
- Ölçülülük: Ev hapsinin amacı bakımından imza veya yurt dışı yasağının neden yeterli olmadığının kararda gösterilip gösterilmediği.
- Kişisel durum: Sağlık raporları, bakmakla yükümlü olunan kişiler, iş sözleşmesi veya eğitim belgesi.
- Talep: Tedbirin tamamen kaldırılması veya daha hafif bir yükümlülükle (örneğin ev hapsi yerine haftalık imza) değiştirilmesi.
İtiraz dilekçesine sorgu tutanağı, karar örneği ve dayanılan belgeler eklenmeli; talep edilen alternatif tedbir açıkça yazılmalıdır. Savcının itirazı söz konusuysa, itiraz dilekçesinin şüpheliye veya müdafie bildirilip bildirilmediği de takip edilmelidir.
Ev hapsinin kaldırılması veya hafifletilmesi nasıl istenir?
İtiraz süresi geçmiş olsa bile ev hapsinin kaldırılması her zaman istenebilir. CMK 111/1’e göre şüpheli veya sanığın istemi üzerine hâkim veya mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde karar verebilir. CMK 110/2 de yükümlülüklerin kaldırılmasına, değiştirilmesine veya geçici muafiyete imkân tanır. Ret kararına ayrıca itiraz edilebilir.
Kaldırma talebinin başarı şansını belirleyen, ilk karardan bu yana değişen koşullardır. Uyuşturucu ticareti dosyalarında sık ileri sürülen değişiklikler şunlardır: kriminal raporun ve dijital incelemenin tamamlanması, tanıkların ve alıcı konumundaki kişilerin dinlenmiş olması, iddianamenin düzenlenmiş olması, uzun süredir tedbire eksiksiz uyulmuş olması, yeni bir iş teklifi veya ağırlaşan bir sağlık durumu. Talep dilekçesine bu olguları gösteren belgeler eklenmelidir. Anayasa Mahkemesi de tedbirin devamına ilişkin kararların, ilk karardan bu yana neyin değişip neyin değişmediğini somut olarak tartışması gerektiğini vurgulamaktadır.
Hafifletme talebi, kaldırma talebine göre daha gerçekçi olabilir. Örneğin ev hapsinin kaldırılıp yerine haftada iki gün imza ve yurt dışı yasağı uygulanması ya da çalışma saatleri dışında konutu terk etmeme gibi daha dar bir düzenleme istenebilir. Hâkim taleple bağlı olmaksızın en uygun tedbiri belirler.
Ev hapsi ihlal edilirse ne olur?
CMK 112/1’e göre adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Azami tutukluluk süresi dolduğu için verilen adli kontrolün ihlalinde ise tutukluluk, ağır ceza işlerinde dokuz ayı geçemez (112/2).
“Hemen tutuklama kararı verebilir” ifadesi bir takdir yetkisidir; her ihlal otomatik olarak tutuklama sonucunu doğurmaz. İhlalin isteyerek yapılıp yapılmadığı, süresi, nedeni ve kişinin önceki uyumu değerlendirilir. Cihaz arızası, sinyal kaybı veya belgelendirilebilen acil bir sağlık durumu gibi hâller, isteyerek ihlal sayılmamalıdır. Bu konunun ayrıntıları için adli kontrol ihlali tutuklamaya dönüşür mü yazımıza bakabilirsiniz.
Haksız ev hapsi için tazminat istenebilir mi?
7499 sayılı Kanunla CMK 141/1’e eklenen (l) bendi, konutunu terk etmeme veya bağımlılık tedavisi şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraatine karar verilen kişiye maddi ve manevi tazminat hakkı tanır. CMK geçici 6/3’e göre bu düzenleme 1 Haziran 2024’ten sonra kesinleşen kararlara uygulanır.
Aynı Kanunla CMK 141/1-k’ya “adli kontrol” ibaresi eklenmiş; adli kontrol işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişiler de tazminat isteyebilecek kişiler arasına alınmıştır. CMK 141/2 uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar veren merciler, (l) bendi kapsamındaki kişilere tazminat hakları bulunduğunu bildirmek ve bunu karara geçirmek zorundadır.
Değişiklikten önceki dönem için Yargıtay içtihadı zaman içinde değişmiştir:
- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.03.2023 tarihli, 2018/81 Esas, 2023/159 Karar sayılı kararı, CMK 141’deki tazminat hâllerinin sınırlı sayıldığını ve konutu terk etmeme tedbirinin bu hâller arasında bulunmadığını kabul ederek tazminat istemini reddeden daire kararını yerinde bulmuştur (karar metni).
- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13.03.2025 tarihli, 2024/1088 Esas, 2025/2732 Karar sayılı kararı, uyuşturucu madde ticareti suçundan 02.04.2018 – 02.05.2019 arasında 395 gün ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı uygulanan ve sonunda beraat eden davacının tazminat davasının, adli kontrole dayalı tazminatın mümkün olmadığı gerekçesiyle reddini onamıştır (karar metni).
- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2025 tarihli, 2024/72 Esas, 2025/424 Karar sayılı kararı ise 2023 tarihli içtihattan açıkça dönmüştür. Kurul; ev hapsinin kişiyi hürriyetinden yoksun bırakan bir “tutulma” hâli olduğunu, 7331 sayılı Kanunla mahsup edilmesinin de bunu gösterdiğini, Anayasa’nın 19 ve 90/5. maddeleri ile Sözleşme’nin 5. maddesi karşısında değişiklikten önceki dönemde uygulanan ev hapsi için de tazminat hakkının bulunduğunu kabul etmiştir (karar metni).
- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26.11.2025 tarihli, 2022/4103 Esas, 2025/8291 Karar sayılı kararında ise CMK geçici 6/3 ve 144/1-b hükümlerine dayanılarak, 2018 yılında uygulanan ev hapsi süresi için tazminat verilmemesi onanmıştır (karar metni).
Bu tablo, 1 Haziran 2024’ten önce kesinleşen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararlarında ev hapsi tazminatının hâlâ tartışmalı olduğunu gösterir. Tazminat davasının CMK 142’deki süre içinde açılması ve dosyaya göre hangi içtihadın uygulanabileceğinin değerlendirilmesi gerekir. Tazminat davasının genel kuralları için haksız tutuklama tazminatı yazımıza bakabilirsiniz.
Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ev hapsi
Anayasa Mahkemesi ev hapsini seyahat özgürlüğüne değil, Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan bir müdahale olarak kabul etmektedir. Bu nedenle ev hapsi için de tutuklamadaki güvenceler aranır: kanuni dayanak, kuvvetli suç belirtisi, meşru amaç ve ölçülülük. Daha hafif tedbirler yeterliyse ev hapsine başvurulmamalıdır.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 08.10.2020 tarihli Esra Özkan Özakça kararı (B. No: 2017/32052), bu alandaki temel karardır. Mahkeme; konutu terk etmeme tedbirinin kişinin fiziksel özgürlük alanını konutunun içiyle sınırladığını, elektronik kelepçeyle infaz edilebildiğini, kaldırılıncaya kadar gün boyu kesintisiz sürdüğünü ve uyulmadığında tutuklamaya yol açabildiğini belirterek bu tedbirin kişi hürriyetine müdahale olduğunu tespit etmiştir. Kararın ölçülülüğe ilişkin bölümünde, ev hapsinin ölçülü sayılabilmesi için daha hafif adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirti ortaya konulmadan ev hapsi uygulandığı için ihlal kararı verilmiştir (karar metni).
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 06.06.2024 tarihli Baran Akgül ve Berivan Helen Işık kararı (B. No: 2021/18352), ev hapsinin süresine ilişkindir. Başvurucular hakkında 19.05.2020’de verilen ev hapsi 19.01.2022’de kaldırılmıştı. Mahkeme, ilk aşamada tutuklama yerine ev hapsi verilmesini uygun görmüş; ancak sonraki dönemde soruşturmada yeni delil toplanmadığı hâlde ev hapsinin kalıp gerekçelerle sürdürüldüğünü, kovuşturma aşamasında ise tensip kararında hiçbir gerekçe gösterilmeden devamına karar verildiğini tespit etmiştir. 1 yıl 8 aylık ev hapsinin yeterli gerekçeye dayanmadan sürdürülmesi ölçüsüz bulunarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir (karar metni).
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 03.02.2022 tarihli Kerim Tosun kararı (B. No: 2020/10211), mahsup sorununa ilişkindir. Başvurucunun 13 ay 24 gün elektronik kelepçeyle ev hapsinde kaldığı sürenin cezadan düşülmesi talebi, o dönemdeki CMK 109/6 metnine dayanılarak reddedilmişti. Mahkeme, 7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra infaz hâkimliğine başvurulabileceğini ve bu kararlara karşı ağır ceza mahkemesine itiraz yolunun açık olduğunu belirterek, bu etkili yol tüketilmeden yapılan başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (karar metni).
Bu kararlar birlikte okunduğunda uyuşturucu ticareti dosyaları için üç sonuç çıkar: ev hapsi kararında kuvvetli şüpheyi gösteren somut deliller açıklanmalıdır; ev hapsinin devamı her değerlendirmede yeniden ve somut olarak gerekçelendirilmelidir; tedbir sona erdiğinde ise mahsup ve tazminat hakları ayrı ayrı takip edilmelidir.
Mahkeme hangi durumlarda ev hapsini yeterli görebilir?
Kanunda ev hapsinin hangi dosyalarda verileceğine dair bir liste yoktur; karar hâkimin ölçülülük değerlendirmesine bağlıdır. Uyuşturucu ticareti dosyalarında bu değerlendirmede maddenin miktarı ve türü, şüphelinin iddia edilen rolü, delillerin toplanma düzeyi, sabıka durumu ve kişinin sosyal bağları belirleyici olur. Aşağıdaki olgular tek başına değil, birlikte değerlendirilir.
- Delillerin durumu: Arama, kriminal rapor, HTS ve dijital inceleme tamamlanmışsa delil karartma şüphesi zayıflar; bu durum tutuklama yerine adli kontrolü destekleyebilir.
- Rol ve miktar: Şüphelinin satış ağının merkezinde mi yoksa çevresinde mi olduğu, kullanıcı-satıcı ayrımının tartışmalı olup olmadığı, ele geçen maddenin miktarı ölçülülük değerlendirmesini etkiler.
- Kaçma şüphesi: Yurt dışı bağlantısı, pasaport, sabit adres ve aile düzeni; kaçma şüphesi yurt dışı yasağıyla karşılanabiliyorsa ev hapsine dahi gerek kalmayabilir.
- Kişisel durum: Ağır hastalık, gebelik ve doğum sonrası dönem (CMK 109/4), bakıma muhtaç aile bireyleri, devam eden eğitim.
- Bağımlılık: Şüphelinin aynı zamanda kullanıcı olduğu dosyalarda CMK 109/3-e kapsamında tedavi yükümlülüğü, ev hapsiyle birlikte veya onun yerine gündeme gelebilir.
Bu olguların sorgudan önce belgelenmesi önemlidir. Örneğin sağlık raporu, kira sözleşmesi, SGK kaydı veya okul belgesi sorgu sırasında hâkime sunulabilirse ölçülülük tartışması daha somut yapılır. Tutuklama ve tahliye değerlendirmesinde hangi ölçütlerin tartıldığını görmek için tutuklama ve tahliye takvimi aracımızı kullanabilirsiniz.
Sık yapılan yanlış değerlendirmeler
- “Uyuşturucu ticareti katalog suç olduğu için herkes tutuklanır.” CMK 100/3 tutuklama nedenini var sayma imkânı verir, tutuklamayı zorunlu kılmaz; CMK 109 ev hapsi dâhil adli kontrol seçeneklerini açık tutar.
- “Ev hapsinde geçen süre cezadan tam düşülür.” CMK 109/6’ya göre ev hapsinde her iki gün cezadan bir gün olarak mahsup edilir; tutuklulukta ise bir gün bir gündür.
- “İmza ve yurt dışı yasağı da cezadan düşülür.” Bu tedbirler için mahsup yasağı devam eder; yalnızca tedavi (e) ve konutu terk etmeme (j) bentleri istisnadır.
- “Adli kontrol yargılama bitene kadar sınırsız sürer.” TCK 188 bakımından süre en çok üç yıl olup gerekçeyle toplam üç yıl uzatılabilir; tedbir en geç dört ayda bir gözden geçirilmelidir.
- “Adli kontrol kararına itiraz edilemez.” CMK 111/2 itirazı açıkça düzenler; iki haftalık süre kaçırılsa bile CMK 111/1 uyarınca kaldırma talebi her zaman yapılabilir.
- “Ev hapsinde beraat edilirse tazminat alınamaz.” 1 Haziran 2024’ten sonra kesinleşen kararlarda CMK 141/1-l tazminat hakkı tanır; önceki dönem için içtihat tartışmalıdır.
Sonuç ve değerlendirme
Uyuşturucu ticareti şüphesi, tutuklamayı kendiliğinden zorunlu kılmaz. CMK 109, tutuklama sebepleri bulunsa bile ev hapsi, yurt dışı yasağı, imza veya tedavi gibi daha hafif tedbirlerle soruşturmanın güvence altına alınmasına imkân verir; tutuklama isteniyorsa adli kontrolün neden yetersiz olduğu somut olgularla gösterilmelidir. Ev hapsi, kişiyi infaz kurumundan uzak tutsa da Anayasa Mahkemesine göre kişi hürriyetine yapılan ağır bir müdahaledir. Bu nedenle kuvvetli şüpheye, meşru amaca ve ölçülülüğe dayanmalı, en geç dört ayda bir somut gerekçeyle yeniden değerlendirilmelidir. Mahkûmiyet hâlinde ev hapsinde geçen her iki gün cezadan bir gün olarak düşülür; beraat hâlinde ise 1 Haziran 2024’ten sonra kesinleşen kararlarda tazminat yolu açıktır. Karara iki hafta içinde itiraz edilebilir, süre geçse bile kaldırma veya hafifletme her zaman talep edilebilir. Her dosyanın delil durumu ve kişisel koşulları farklı olduğundan, hangi tedbirin verileceği önceden kesin olarak söylenemez.
İlgili yazılarımız
Uyuşturucu Ticareti Suçunda Tutuklama Şartları · Uyuşturucu Ticaretinde Tutukluluk Süresi · İlk Duruşmada Tahliye Mümkün mü? · Adli Kontrol İhlali Tutuklamaya Dönüşür mü? · Haksız Tutuklama Tazminatı · Uyuşturucu Suçları Bilgi Merkezi
Uyuşturucu ticaretinde ev hapsi verilir mi?
Verilebilir. TCK 188 CMK 100/3’teki katalog suçlar arasında olsa da bu, tutuklamayı zorunlu kılmaz. Hâkim kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunduğunda CMK 109 uyarınca tutuklama yerine konutu terk etmeme yükümlülüğüne karar verebilir. Sonucu dosyadaki deliller, şüphelinin rolü ve kişisel durumu belirler; ev hapsinin verileceğini önceden söylemek mümkün değildir.
Ev hapsinde geçen süre cezadan düşülür mü?
Düşülür, ancak tam olarak değil. CMK 109/6’ya 7331 sayılı Kanunla eklenen cümle uyarınca konutunu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır. Örneğin 120 gün ev hapsinde kalan kişinin mahkûmiyet hâlinde cezasından 60 gün düşülür. İmza ve yurt dışı yasağı gibi tedbirler mahsup edilmez.
Adli kontrol kararına itiraz süresi ne kadardır?
CMK 111/2 adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebileceğini belirtir. Kanunda ayrı bir süre bulunmadığından CMK 268/1’deki genel kural uygulanır: itiraz, kararın öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie dilekçe verilerek veya zabıt kâtibine beyanda bulunularak yapılır. Sulh ceza hâkimliği kararını asliye ceza hâkimi inceler.
Uyuşturucu ticaretinde adli kontrol en fazla ne kadar sürer?
TCK 188 ağır ceza mahkemesinin görevine girdiğinden CMK 110/A/2 uyarınca adli kontrol süresi en çok üç yıldır; zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir ve uzatma toplamda üç yılı geçemez. Böylece üst sınır altı yıldır. Fiil çocukken işlenmişse bu süreler yarı oranında uygulanır. Mahkeme en geç dört ayda bir tedbirin devamını değerlendirmek zorundadır.
Ev hapsindeyken evden çıkılırsa ne olur?
İzin veya geçerli mazeret olmadan konuttan çıkılması elektronik izleme sistemine yansır ve denetimli serbestlik müdürlüğü durumu yargı merciine bildirir. CMK 112/1 uyarınca adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen kişi hakkında, hükmedilebilecek ceza ne olursa olsun hemen tutuklama kararı verilebilir. Bu nedenle zorunlu çıkışlar için önceden izin istenmelidir.
Ev hapsinin kaldırılması için ne yapılmalı?
Şüpheli veya sanık, CMK 111/1 uyarınca adli kontrolün kaldırılmasını ya da daha hafif bir tedbirle değiştirilmesini her zaman isteyebilir; hâkim savcının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde karar verebilir. Delillerin toplanmış olması, uzun süre geçmesi, iş, sağlık veya eğitim zorunlulukları gibi değişen koşullar somut belgelerle gösterilmelidir. Ret kararına da itiraz edilebilir.
Beraat eden kişi ev hapsi için tazminat alabilir mi?
7499 sayılı Kanunla CMK 141/1’e eklenen (l) bendi, konutunu terk etmeme yükümlülüğü uygulandıktan sonra kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatine karar verilen kişiye tazminat hakkı tanır. Bu bent 1 Haziran 2024’ten sonra kesinleşen kararlara uygulanır. Daha önceki dönem için Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025’te tazminatı kabul etmiş, ancak daire kararları farklılık göstermektedir.
Elektronik kelepçe zorunlu mu, telefonla izleme yapılabilir mi?
Kanunda kelepçe zorunlu tutulmamıştır. 5402 sayılı Kanunun 15/A maddesi izlemenin elektronik cihazlarla yapılabileceğini, rızası alınarak kişinin kendi cihazıyla da yürütülebileceğini öngörür. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.103’e göre konutu terk etmeme kararında konutun çevresi sistem haritasında kısıtlı alan yapılarak izleme gerçekleştirilir; yöntem müdürlükçe belirlenir.
Tedbirin kaldırılması, hafifletilmesi, süre mahsubu ve olası tazminat hakkı dosyadaki delillere ve kişisel koşullarınıza göre değişir. Karar ve sorgu tutanağı üzerinden durumu ayrıntılı inceleyelim.
Tutuklu müvekkil için adli kontrol alternatifinin belgeyle sunulması ve itiraz usulü Maltepe Cezaevi’nde tutuklular için avukatlık yazımızda Maltepe kampüsü özelinde anlatıldı.
Yazar Hakkında
Av. Burakhan Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı olup Kartal’daki bürosunda ağırlıklı olarak ceza hukuku ve uyuşturucu suçları dosyalarında şüpheli ve sanık müdafiliği yapmaktadır. Uyuşturucu ticareti soruşturmalarında sulh ceza hâkimliği sorgusu, tutuklama ve adli kontrol kararlarına itiraz, ev hapsinin kaldırılması ve süre mahsubu talepleri çalışmalarının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yazı, CMK’nın yürürlükteki metni, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği ile tam metni incelenen Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları esas alınarak hazırlanmıştır.
Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup güncel mevzuat ve yerleşik hukuki uygulama esas alınarak kaleme alınmıştır. İçerikte yer alan değerlendirmeler, somut olayın kendine özgü koşullarına göre farklılık gösterebilecek genel nitelikte açıklamalardır ve hiçbir şekilde hukuki tavsiye niteliği taşımaz, avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Mevzuat ve içtihatlar zaman içinde değişebileceğinden, somut bir hukuki sorun hakkında adım atmadan önce alanında yetkili bir avukata danışılması önerilir.

