Kriminal Sorumluluk Eşiğinde Bir Kavramın Krizi
Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti sonrasında kamuoyunun dikkatine gelen “suça sürüklenen çocuk” kavramı, yalnızca bir hukuki tanım meselesi değil, modern ceza hukuku sistemlerinin meşruiyetini ilgilendiren normatif bir sınav alanıdır. İstanbul Barosu tarafından yapılan açıklamanın dahi kamu vicdanında infial yaratması, bu kavramın halen geniş kitlelerce yeterince içselleştirilmediğini ve yanlış biçimde “cezasızlık doktrini” olarak kodlandığını göstermektedir.
Ancak mesele, yalnızca yaş küçüklüğü nedeniyle cezanın hafifletilmesi değildir. Daha derin bir ontolojik soruyla karşı karşıyayız: Çocuk, fail olarak mı ele alınmalıdır; yoksa fail gibi davranan mağdur olarak mı?
“Suça Sürüklenen” İfadesinin Anlamı ve İhtiva Ettikleri
Pozitif hukuk bakımından, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu madde 3’te, suça sürüklenen çocuk; “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla hakkında ceza soruşturması ya da kovuşturması yapılan çocuk” olarak tanımlanır. Türk Ceza Kanunu m.31 ise cezai sorumluluğun yaşa bağlı olarak farklı kademelerde değerlendirilmesini öngörür:
-
0–12 yaş: Tam ceza ehliyetsizliği
-
12–15 yaş: İndirimli ehliyet (ayırma gücü ölçütüne bağlı)
-
15–18 yaş: Kusurluluk ilkesi çerçevesinde sınırlı ehliyet
Bu yapısal ayrım, ceza hukukunun cezalandırıcı fonksiyonunun, bireyin bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimiyle koşullandırıldığını gösterir.
Tarihsel Evrim: Çocukluğun Hukuki Bir Statüye Dönüşümü
Modern anlamda çocuk ceza adaleti, 19. yüzyıl sonlarında özellikle Anglo-Amerikan sistemde gelişen “juvenile justice” hareketiyle şekillenmiştir. Bu yaklaşım, cezalandırma değil, iyileştirme (rehabilitation) hedefiyle yola çıkmış; 20. yüzyılın ortalarından itibaren Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde de etkisini göstermiştir.
Bu evrimin mihenk taşı, 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’dir. Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşme, çocukların özel bir koruma rejimine tabi tutulması gerektiğini vurgulamış ve çocuk adalet sisteminin cezalandırmadan ziyade topluma yeniden kazandırmaya yönelmesi gerektiğini normatif bir ilke hâline getirmiştir.
Felsefi Temeller: Ceza Adaletinin Ontolojisi ve Çocuğun Fail Konumu
Ceza hukukunun felsefi temelleri incelendiğinde, failin özgür iradeye sahip bir ahlaki özne olarak kabulü cezalandırmanın meşruiyet ön koşuludur. Kantçı anlamda fail, kendi eyleminin kurucusu ve sorumlusudur. Oysa çocukluk, bilişsel ve duygusal gelişimin tamamlanmadığı bir dönem olması itibariyle, failin “otonom” olup olmadığına ilişkin ciddi epistemolojik sorunlar barındırır.
Piaget, Kohlberg ve Vygotsky gibi gelişim psikolojisi kuramcıları; çocuğun eylem sonuçlarını öngörebilme, normatif yapıyı içselleştirme ve alternatifleri değerlendirme kapasitesinin yaşa ve çevresel koşullara göre değiştiğini ortaya koymuştur. Bu durum, ceza sorumluluğunun bireysel kusurluluk ilkesine değil, çocuk yararına öncelik verme ilkesine göre yeniden inşa edilmesini gerektirir.
Kamu Vicdanı ve Popülist Ceza Taleplerine Karşı Hukukun Direnci
Minguzzi cinayeti özelinde olduğu gibi, çocuğun mağdur değil de fail pozisyonunda yer aldığı vakalarda, kamu vicdanı çoğu zaman “cezalandırma talebi” üzerinden şekillenir. Ancak hukukun işlevi, popüler taleplere göre değil; ilkeler ve normatif değerler üzerinden pozisyon alabilmektir.
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı, ceza hukukunun meşruiyet krizlerine karşı geliştirdiği etik bir bariyerdir. Bu kavram, failin yaşı küçüktür diye cezadan muaf tutulması değil; cezanın bireyselleştirilmesi ve sosyal içerikli müdahale araçlarıyla ikame edilmesi gerektiği düşüncesine dayanır.
Cezalandırmanın Ontolojik Sınırında Çocuğun Onurunu Korumak
Suça sürüklenen çocuk kavramı, ceza hukukunun pozitivist mantığını değil; insan hakları merkezli yorumunu esas alır. Çocuğun suça sürüklenmesi, yalnızca bir ceza sorunu değil; aynı zamanda bir toplumsal alarm zili, bir sistemsel çöküşün belirtisidir.
Bu nedenle çocuklara uygulanan farklı hukuk, bir ayrıcalık değil; vicdanla dengelenmiş adaletin zaruri bir tezahürüdür. Kamu vicdanını tatmin etmeyen ancak çocuğun onurunu, potansiyelini ve insan olma halini gözeten bir sistem, her şeyden önce daha sürdürülebilir, daha adil bir toplumun temelini atar.
Bu konuyla bağlantılı olarak Telefonum Dinleniyor mu, Hukuki Haklarım Neler? ve Uzlaştırma Nedir? Ceza Davasında Nasıl İşler? başlıklı yazılarımız da ilginizi çekebilir.