Cinsel Suç Yargılamalarında “Kadının Beyanı Esastır” İlkesi Eleştirisi

Cinsel suçlar, delillendirmesi güç, fail-mağdur ikiliğine sıkışan ve maddi gerçekliğe ulaşmanın çoğu zaman imkânsızlaştığı suç tiplerindendir. Bu zorluk karşısında, yargı mercileri özellikle mağdur beyanına ciddi derecede önem atfetmektedir. Türkiye’de de Yargıtay içtihatları, “kadının beyanı”nı yegâne ve hatta tek başına mahkûmiyet için yeterli delil olarak kabul eden bir uygulama geliştirmiştir. Ancak bu yaklaşım, suçsuzluk karinesinden delil serbestisine, çelişkili beyanların değerlendirilmesinden iftira riskine kadar pek çok hukuki sorunu beraberinde getirmektedir.

1. Mevcut Hukuki Yaklaşım: Beyanın Tek Başına Yeterliliği

Yargıtay, özellikle cinsel saldırı (TCK m. 102) ve cinsel istismar (TCK m. 103) suçlarında mağdurun beyanını esas almakta, bu beyanın “samimi, istikrarlı ve hayatın olağan akışına uygun” olması halinde mahkûmiyet hükmü kurulabileceğini ifade etmektedir. Yargıtay’ın görüşü şu şekilde ifade edilebilir:

“Sanığın cezalandırılabilmesi için mağdurun beyanının iç tutarlılığının bulunması ve olayın oluş şekliyle çelişmemesi yeterlidir. Başkaca delil aranmaksızın mahkûmiyet kararı verilebilir.”

Bu içtihat, uygulamada çoğu zaman “kadının beyanı esastır” şeklinde bir sloganik yaklaşıma dönüşmektedir.

2. Yargıtay’ın İftira Değerlendirmesi ve Eleştirisi

Yargıtay, mağdurun yalan beyanda bulunabileceğine dair bir “menfaatinin” veya “maddi/manevi nedeninin” olup olmadığını inceler. Ancak bu inceleme çoğu kez somut değil, varsayımsal düzeyde kalmakta; örneğin:

“Mağdurun sanığı cezalandırtmak için herhangi bir nedeninin bulunmadığı, iftira atması için bir motivasyonun olmadığı…”

Bu yaklaşım eleştirilmeye açıktır. Zira bir kimsenin iftira atmasını gerektirecek nedenin gözle görünür veya klasik anlamda menfaatle ilişkili olması şart değildir. Duygusal intikam, psikolojik rahatsızlık, sosyal baskı, boşanma süreçleri, ilişki sonrası yaşanan öfke veya yönlendirme gibi nedenlerle de beyanlar manipülatif olabilir.

Yargıtay’ın mağdurun “iftira atma motivasyonu”na ilişkin sınırlı ve yüzeysel değerlendirmeleri, sanığın masumiyetini koruma görevini ihmal eden bir yargılama pratiğine dönüşmektedir.

3. Beyanın Delil Niteliği ve Ceza Hukuku İlkeleri Açısından Değerlendirme

Ceza hukukunda:

  • Şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesi geçerlidir.

  • Delil serbestisi ilkesi, her türlü delilin değerlendirilebileceğini söylese de delillerin tartışılması ve objektif olması gerektiğini de içerir.

  • Beyan bir delil türüdür, ancak delil tek başına hüküm kurmaya elverişli olmalıdır.

Oysa “kadının beyanı” uygulamada çoğu kez delil değil, ispata gerek duymayan bir sabit varsayım gibi kullanılmaktadır.

4. İftira ve Yalan Beyanın Muhtemel Nedenleri

Kadın beyanlarının her zaman doğru olduğunun kabul edilmesi, cinsel suçların doğası gereği savunmasız durumda olan sanıklar açısından ciddi hak ihlallerine yol açabilmektedir. Mağdur beyanının sahte olabileceği bazı durumlar şunlardır:

  • İlişki sonrası intikam arzusu

  • Aile baskısıyla şikâyete yönlendirilme

  • Psikiyatrik bozukluklar (borderline kişilik bozukluğu, mitomani vb.)

  • Boşanma ve velayet süreçlerinde avantaj sağlama arzusu

  • Toplum baskısından kurtulmak için rıza dışı gibi gösterme

  • Üçüncü kişi yönlendirmesi (arkadaş, avukat, aile bireyi)

  • Maddi talep ve beklentiler

Bu tür nedenlerin araştırılmaması, savunma hakkını etkisiz hale getirir.

5. Mevzuat ve Uygulama İçin Öneriler

Aşağıdaki değişiklikler ve ilkeler, daha adil bir yargılama süreci için önerilmektedir:

a. Beyan-Değerlendirme Kriterleri Netleştirilmeli

Beyanların “istikrarlı, tutarlı ve hayatın olağan akışına uygun” olmasının objektif kıstasları belirlenmeli; psikolojik, pedagojik uzman incelemesi alınması zorunlu hale getirilmelidir.

b. Delil İlişkisi Zorunlu Hale Getirilmeli

Mağdur beyanının yanında mutlaka destekleyici bir delil aranmalı (tıbbi rapor, kamera kaydı, tanık, mesajlaşma vb.) ve beyan delille sınanmalıdır.

c. İftira Riski İçin Uzman Görüşü Alınmalı

Olayın taraflarının psikiyatrik değerlendirmesi istenmeli, mağdurun gerçeklik algısı değerlendirilmelidir.

d. Cinsel Suçlarda Anonim İhbar ve Hukuki Yardım Süreci Düzenlenmeli

Mağdurun şikâyeti öncesinde bağımsız bir destek hattı veya hukuki danışmanlık süreci kurgulanmalı, şikâyet süreci sağlıklı işlenmelidir.

e. Tersine İspat Değil, Objektif Araştırma Esas Alınmalı

Sanığın suçsuzluğunu ispat yükü yoktur; mağdur beyanının mutlak doğru olduğu varsayımı terk edilmelidir.


Sonuç

“Kadının beyanı esastır” ilkesi, cinsel suç mağdurlarının korunması adına geliştirilmiş önemli bir hassasiyetin sonucudur. Ancak bu ilke, suçsuzluk karinesini zedeleyecek ölçüde mutlaklaştırıldığında, adaletin terazisini tersine çevirme tehlikesi doğar. Cinsel suç yargılamalarında hem mağduru hem de sanığı koruyan, dengeleyici ve çok boyutlu bir yaklaşım geliştirilmesi artık zorunluluktur.

Av. Burakhan ÇALIŞKAN

İlgili diğer konular hakkında Cinsel Suç Davalarında Beraat Nasıl Alınır? ve Çocuk Müstehcenlik Suçu başlıklı yazılarımızda bilgi bulabilirsiniz.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Whatsapp
Burakhan Çalışkan
Burakhan Çalışkan
Merhaba.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?