Cinsel Suç Yargılamalarında Medyanın Gölgesi

Cinsel suçlar, toplumsal vicdanı en çok sarsan, ahlaki ve hukuki sınırları en derinden zorlayan olaylardandır. Toplumun haklı olarak gösterdiği hassasiyet, çoğu zaman adalet arayışını da beraberinde getirir. Ancak bu arayışın yönü değiştiğinde, yargı mekanizması henüz harekete geçmeden toplum kendi mahkemesini kurduğunda, adalet duygusu yerini infaz duygusuna bırakabilir. İşte bu noktada, medyanın – özellikle sosyal medyanın – rolü belirleyici olur. Cinsel suç yargılamalarında medyanın sorumsuz, kontrolsüz ve zaman zaman ajitatif dili, yalnızca yargılama sürecini değil, tüm hukuki sistemi etkileyen ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Masumiyet karinesi, hukuk devletinin temelidir. Bir kişi, suçu sabit oluncaya kadar masum kabul edilir. Ancak medya organları, bu ilkeye çoğu zaman saygı göstermez. “Fail belli”, “zaten yapmış”, “delil var” gibi başlıklarla yayınlanan haberler, kamuoyunu etkilemekte ve sanık hakkında henüz yargı kararı olmadan mahkumiyet algısı yaratmaktadır. Bu durum yalnızca sanığın değil, onun yakın çevresinin de hayatını altüst eder. İşinden edilen, çocuğu okulda dışlanan, mahallede dışlanan insanlar, bir daha “aklanmış olsalar” bile eski hayatlarına dönemezler.

Sosyal medya bu etkiyi daha da katmerler. Dakikalar içinde binlerce kişi, hiçbir delile dayanmadan bir kişiyi suçlayabilir, teşhir edebilir, linç edebilir. Mahkeme salonunda görülmeyen dava, Twitter’da bitmiş olur. Deliller değil, trend başlıklar belirleyici hale gelir. Öyle ki savcılar ve hakimler bile bu toplumsal baskının etkisinden bağımsız kalamayabilir. Yargılama sürecinin doğal akışı bozulur; delil yerine gündem, hukuk yerine reyting konuşur.

Medyanın bu süreçteki tavrı, mağdurlar için de sağlıklı değildir. Mağdurun ifadesi daha savcılığa dahi ulaşmadan haberleştirilir. Detaylar, kişisel bilgiler ve yaşananlar kamuoyuna servis edilir. Bu durum, mağdurların utanma, suçluluk ve yeniden travmatize olma riskini artırır. Oysa cinsel suç mağdurlarının korunması, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bütünlüklerinin de korunmasını gerektirir.

Peki çözüm ne olabilir? Öncelikle basın kuruluşlarının kendi etik kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerekir. “Haber alma hakkı” elbette önemlidir, ancak bu hak başka birinin “adil yargılanma hakkı”nı ortadan kaldırmamalıdır. Yayın yasakları, kamuoyunun bilgi edinmesini engellemek için değil, yargılamayı sağlıklı yürütmek için vardır. Medyanın bunu anlayıp içselleştirmesi gerekir.

Ayrıca yargı mercileri, sosyal medya linçlerinin etkisi altında kalmadan, kendi delil değerlendirme sistematiğini korumalıdır. Gerekirse sanık veya mağdurun hedef gösterilmemesi için kimliklerin gizlenmesine daha sık başvurulmalıdır. Hukuki bilinç artırılmalı, özellikle sosyal medyada halkın her gördüğüne inanmayıp “karar yetkisi yalnız mahkemeye aittir” düşüncesi yerleşmelidir.

Toplum olarak bir konuda hemfikir olmalıyız: Cinsel suçlar ne kadar ağır ve affedilmez olursa olsun, cezası Twitter’da verilmemelidir. Herkesin bir gün suçlanabileceğini unutmadan, yargılama hakkını, savunma hakkını, delil incelemesini korumak zorundayız. Gerçek adalet, yalnızca mahkemelerde, sessiz ama vicdanlı ellerle dağıtılır. Medyanın görevi, bu süreci görünmez kılmak değil, saygıyla takip etmektir.

Av. Burakhan ÇALIŞKAN

Bu konuyla bağlantılı olarak Cinsel Suçlarda İftira ve Yargıtay’ın Hatalı Yaklaşımı ve Cinsel Suç Davalarında Beraat Nasıl Alınır? başlıklı yazılarımız da ilginizi çekebilir.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Whatsapp
Burakhan Çalışkan
Burakhan Çalışkan
Merhaba.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?