📌 Kısa Cevap: Şikâyetten vazgeçme, yalnızca şikâyete bağlı cinsel suçlarda (TCK m.105 cinsel taciz, TCK m.102/1 temel/sarkıntılık cinsel saldırı) davayı düşürür; resen kovuşturulan suçlarda (TCK m.103 çocuğun cinsel istismarı, TCK m.226 müstehcenlik) vazgeçmenin hiçbir etkisi yoktur. Ayrıca TCK m.73/6 uyarınca sanık vazgeçmeyi kabul etmezse, mağdur vazgeçse dahi dava devam eder.
Bu yazıda, hangi cinsel suçların şikâyete bağlı olduğunu, vazgeçmenin ne zaman ve nasıl yapılabileceğini, sanığın vazgeçmeyi reddetme hakkını ve vazgeçmenin tazminat hakkına etkisini 2026 güncel mevzuatla ele alıyoruz.
Vazgeçmenin hukuki sonuçları geri döndürülemez olabilir; kararınızı vermeden önce bize danışın.
Hangi cinsel suçlar şikâyete bağlıdır?
Türk Ceza Kanunu’ndaki cinsel suçların bir kısmı mağdurun şikâyetine bağlıyken, bir kısmı savcılık tarafından resen (mağdurun iradesinden bağımsız) kovuşturulur. Şikâyete bağlı suçlarda mağdurun vazgeçmesi (TCK m.73/4) davayı düşürebilirken, resen kovuşturulan suçlarda vazgeçmenin herhangi bir hukuki etkisi yoktur.
Vazgeçme ne zaman yapılabilir?
TCK m.73/4 uyarınca, kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda, kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür. Bu vazgeçme, soruşturma aşamasında (savcılık önünde), kovuşturma aşamasında (mahkeme önünde, hüküm kesinleşmeden önce) her zaman beyan edilebilir. Ancak aynı fıkranın ikinci cümlesi kritik bir sınır getirir: hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme, cezanın infazına engel olmaz. Yani mahkûmiyet kararı kesinleştikten sonra mağdur “vazgeçtim, artık cezalandırılmasını istemiyorum” dese dahi, ceza infaz edilmeye devam eder; bu aşamadan sonra vazgeçmenin tek hukuki karşılığı, varsa şahsi hak (tazminat) talebinden feragat etmek olabilir.
Vazgeçmenin zamanına göre hukuki sonucu
Videolu anlatım
Vazgeçmenin zamanlaması sonucu kökten değiştirebilir; sürecinizi birlikte yönetelim.
Sanığın vazgeçmeyi reddetme hakkı: gözden kaçan kritik nokta
Uygulamada en çok gözden kaçan nokta, TCK m.73/6’daki şu hükümdür: “Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.” Bu, mağdurun tek taraflı iradesiyle vazgeçmenin her zaman otomatik olarak dava düşürmeyeceği anlamına gelir; sanık, vazgeçmeyi kabul etmeyebilir. Sanık, masumiyetini bir mahkeme kararıyla kanıtlamak isteyebilir — özellikle toplumda ciddi bir itibar kaybına uğramışsa, yalnızca “dava düştü” ile yetinmek yerine bir beraat kararı almak isteyebilir. Böyle bir durumda, mağdur vazgeçmiş olsa dahi sanık bu vazgeçmeyi reddederse, yargılama olağan seyrinde devam eder ve mahkeme delilleri değerlendirerek beraat veya mahkûmiyet kararı verir.
İştirak hâlinde işlenen suçlarda vazgeçmenin kapsamı
TCK m.73/5 uyarınca, iştirak hâlinde (birden fazla kişi tarafından birlikte) işlenen bir suçta, faillerden biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, otomatik olarak diğer tüm faillere de sirayet eder. Mağdur, “sadece A’yı affediyorum, B hakkındaki şikâyetimi sürdürüyorum” biçiminde seçici bir vazgeçme yapamaz; vazgeçme beyanı bölünmez biçimde tüm faillere yönelir. Bu kural, aynı olaydan doğan bir suç için farklı faillerin farklı hukuki akıbetlere sahip olmasının önüne geçmeyi amaçlar.
Vazgeçme, tazminat hakkını da ortadan kaldırır mı?
Bu durum, uygulamada en sık yanlış anlaşılan ve karıştırılan noktalardan biridir. TCK m.73/7 açıkça şunu düzenler: kamu davasının düşmesi, mağdurun vazgeçmesinden ileri gelmiş VE mağdur vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca ve açıkça belirtmişse, artık hukuk mahkemesinde dava açılamaz. Buradan çıkan net ve kesin sonuç şudur: mağdur yalnızca “şikâyetimden vazgeçiyorum” derse, bu beyan otomatik olarak tazminat hakkından feragat anlamına gelmez; tazminat hakkının da ayrıca ve açıkça belirtilmesi gerekir. Bu nedenle vazgeçme beyanının hangi kapsamda yapıldığı, ileride açılabilecek bir manevi/maddi tazminat davası açısından hayati önem taşır.
HAGB kararı verilmiş dosyalarda vazgeçmenin etkisi
2026 yılında CMK m.231’de yaşanan mevzuat değişiklikleri sonrasında HAGB kurumu güncellenmiş biçimde varlığını sürdürmektedir. HAGB kararı verilmiş ve beş yıllık denetim süresi devam eden bir dosyada, teknik olarak kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü henüz açıklanmamıştır; bu nedenle mağdurun bu aşamada şikâyetinden vazgeçmesi hâlinde TCK m.73/4 uygulanarak dava düşebilir. Bu durum, HAGB’nin “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” olması nedeniyle mümkündür; buna karşılık normal bir mahkûmiyet kararı kesinleşmişse, yukarıda anlatıldığı gibi vazgeçme artık infazı etkilemez. HAGB’nin genel işleyişini “Cinsel Taciz Suçunda HAGB Verilir mi?” yazımızda ayrıntılı ele aldık.
Örnek senaryo: sanığın vazgeçmeyi reddettiği bir dosya
Bir işyerinde meslektaşına yönelik sözlü cinsel taciz suçlamasıyla hakkında dava açılan bir kişiyi düşünelim. Yargılama sürerken taraflar arasında bir uzlaşma sağlanır ve mağdur mahkemeye şikâyetinden vazgeçtiğini bildirir. Ancak sanık, bu vazgeçmeyi kabul etmez; çünkü işyerinde “suçlu bulunduğu için dava düştü” biçiminde yorumlanmasından çekinmekte, bunun yerine mahkemenin açıkça beraat kararı vermesini istemektedir. Bu durumda TCK m.73/6 devreye girer: sanığın rızası olmadıkça vazgeçme onu etkilemez, dolayısıyla mahkeme yargılamaya devam eder ve dosyadaki delilleri değerlendirerek nihai kararını (beraat veya mahkûmiyet) verir. Bu örnek, “mağdur vazgeçti, o hâlde dava biter” varsayımının her zaman doğru olmadığını açıkça göstermektedir.
Aynı örnekte, eğer sanık vazgeçmeyi kabul etseydi, mahkeme CMK hükümleri uyarınca davanın düşmesine karar verecekti; bu karar bir beraat kararı değildir, yalnızca yargılamanın sona erdiğini açıkça gösterir ve adli sicile “beraat” olarak değil “düşme” olarak işlenir. Bu ayrım, özellikle ileride bir güvenlik soruşturmasında veya meslek başvurusunda “hakkınızda ceza davası oldu mu” sorusuna verilecek cevap açısından önemli olabilir.
Vazgeçmenin usulü: nasıl ve nerede beyan edilir?
Vazgeçme beyanı, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığına, kovuşturma aşamasında ise duruşmada mahkemeye sözlü olarak (tutanağa geçirilerek) veya yazılı bir dilekçeyle bildirilebilir. Önemli olan, iradenin açık, tereddütsüz ve kayıt altına alınmış biçimde ortaya konmasıdır; belirsiz veya çelişkili ifadeler (örneğin “belki vazgeçerim ama emin değilim” gibi) hukuken geçerli bir vazgeçme beyanı olarak kabul edilmez. Vazgeçme beyanının mağdurun bizzat kendisi tarafından veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletname ile avukatı aracılığıyla yapılması gerekir; üçüncü bir kişinin (örneğin aile büyüğünün) mağdur adına vazgeçme beyanında bulunması hukuken geçerli değildir.
Vazgeçmeden caymak mümkün müdür?
Bir kez usulüne uygun biçimde beyan edilmiş ve mahkeme/savcılık tarafından kabul edilmiş bir vazgeçme, kural olarak geri alınamaz; TCK ve CMK’da vazgeçmeden dönmeyi düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurun vazgeçme kararını, herhangi bir baskı veya yanlış bilgilendirme olmaksızın, sonuçlarını tam olarak bilerek ve özgür iradesiyle vermesi büyük önem taşır. Bir avukattan alınacak ön bilgilendirme, bu kararın bilinçli biçimde verilmesini sağlayan en önemli güvencelerden biridir.
Sık karıştırılan noktalar
- “Vazgeçersem her cinsel suç davası düşer” yanılgısı. Yalnızca şikâyete bağlı suçlarda (TCK m.105, m.102/1) geçerlidir; TCK m.103 ve m.226 gibi resen kovuşturulan suçlarda vazgeçmenin etkisi yoktur.
- “Vazgeçtiğimde sanık da otomatik olarak bunu kabul etmiş sayılır” yanılgısı. Sanık, vazgeçmeyi reddedebilir; bu durumda dava devam eder.
- “Vazgeçtiğimde tazminat hakkımı da kaybederim” yanılgısı. Tazminat hakkından ayrıca ve açıkça feragat edilmedikçe bu hak saklı kalır.
- “Hüküm kesinleştikten sonra vazgeçersem ceza infaz edilmez” yanılgısı. TCK m.73/4 açıkça bu tür bir vazgeçmenin infazı etkilemeyeceğini düzenler.
Baskı altında yapılan vazgeçmenin geçerliliği
Bazı durumlarda mağdur, aile baskısı, ekonomik bağımlılık veya failin tehdidi nedeniyle vazgeçme beyanında bulunabilir. Böyle bir vazgeçme, hukuken şeklen geçerli görünse de, iradesinin sakatlandığı sonradan ortaya çıkarsa (örneğin mağdur tehdit altında olduğunu daha sonra beyan ederse), bu durum ayrı bir inceleme konusu olabilir; tehdit veya cebir yoluyla vazgeçmeye zorlama, TCK m.106 (tehdit) veya ilgili başka suç tiplerini ayrıca gündeme getirebilir. Bu nedenle mağdurun vazgeçme kararını hiçbir dış baskı olmadan, özgür iradesiyle verip vermediği, savcılık ve mahkeme tarafından da gözetilmesi gereken bir husustur.
Vazgeçmenin toplumsal ve psikolojik boyutu
Cinsel suç mağdurlarının vazgeçme kararı vermesinin altında, çoğu zaman yalnızca hukuki değil, derin psikolojik ve toplumsal nedenler yatar: yargılama sürecinin yeniden travmatize edici olması, toplumsal damgalanma korkusu, aile içi baskı veya faille devam eden bir ilişki (iş, aile, sosyal çevre) nedeniyle sürecin uzamasından kaçınma isteği. Bu nedenle bir avukatın rolü yalnızca hukuki sonuçları anlatmak değil, aynı zamanda mağduru bu kararın geri döndürülemez sonuçları konusunda ayrıntılı biçimde bilgilendirip, hiçbir baskı altında değil, tamamen bilinçli ve özgür bir tercih yapmasına yardımcı olmaktır. Mağdur destek merkezleri ve psikologlar, bu süreçte tamamlayıcı bir rol oynayabilir.
Şüpheli/sanık açısından: vazgeçme teklifiyle karşılaşınca ne yapılmalı?
- Vazgeçme teklifini hemen ve şartsız kabul etmeyin. Özellikle masumiyetinizi kanıtlamak istiyorsanız, dava düşmesi yerine beraat kararı almanın uzun vadeli faydalarını değerlendirin.
- Vazgeçme beyanının kapsamını netleştirin. Yalnızca ceza davasını mı, yoksa tazminat talebini de mi kapsadığını yazılı olarak teyit edin.
- Baskı altında verilmiş bir vazgeçme şüphesi varsa dikkatli olun. İleride bu vazgeçmenin geçersizliği iddia edilirse, sürecin nasıl yürüdüğünü gösteren tutanaklar önem kazanır.
- Disiplin/iş hukuku sonuçlarını da göz önünde bulundurun. Dava düşmesi ile beraat kararı, işveren veya kurum nezdinde farklı algılanabilir.
Uzlaştırma ile vazgeçme arasındaki fark
Uzlaştırma ve şikâyetten vazgeçme, sıklıkla karıştırılan ama farklı iki kurumdur. Uzlaştırma, CMK m.253 kapsamında yalnızca kanunda sayılan belirli suçlar için uygulanabilen, bağımsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla yürütülen resmi bir süreçtir; taraflar arasında bir anlaşma sağlanırsa dava düşer. Cinsel suçların hiçbiri (ne TCK m.105 ne de TCK m.102/103) uzlaştırma kapsamına girmez. Buna karşılık şikâyetten vazgeçme, mağdurun tek taraflı ve doğrudan iradesiyle, herhangi bir uzlaştırmacı arabuluculuğu olmaksızın, doğrudan savcılığa veya mahkemeye beyan edilen bir irade açıklamasıdır. Bu iki kurum arasındaki fark, cinsel suçlarda tarafların neden doğrudan bir uzlaştırma sürecine giremeyeceğini, ancak şikâyete tabi suçlarda vazgeçmenin neden hâlâ mümkün olduğunu açıklar.
Vazgeçmenin ceza muhakemesi dışındaki etkileri
Şikâyetten vazgeçme, yalnızca ceza yargılamasını değil, bazı idari süreçleri de dolaylı olarak etkileyebilir. Örneğin taraflardan biri kamu görevlisiyse, dava düşmesi disiplin sürecini otomatik olarak sona erdirmez; disiplin kurulu, olayı kendi bağımsız soruşturması çerçevesinde ayrıca değerlendirebilir. Bu konuyu “Cinsel Taciz Suçu Memuriyete Engel midir?” yazımızda ayrıntılı ele aldık. Benzer şekilde, güvenlik soruşturması gerektiren bir kadroya başvuru sürecinde, dava düşmüş olsa dahi geçmişte böyle bir iddianın var olduğu bilgisi değerlendirmeye alınabilir.
Mağdurun vazgeçme kararını etkileyen pratik faktörler
- Yargılama sürecinin uzunluğu. Uzun süren bir dava, mağdur için sürekli bir travma kaynağı olabilir; bu, bazı mağdurların vazgeçmeyi tercih etmesinin nedenlerinden biridir.
- Fail ile devam eden bir ilişki. Aile, iş veya sosyal çevrede fail ile ilişkinin devam etmesi gerekiyorsa, bu durum vazgeçme kararını etkileyebilir.
- Kanıt yetersizliği endişesi. Mağdur, yeterli delil bulunmadığını düşünüyorsa, beraat riskini görmek yerine süreci kendi iradesiyle sonlandırmayı tercih edebilir.
- Ekonomik veya duygusal bağımlılık. Özellikle aile içi olaylarda, mağdurun failden ekonomik veya duygusal olarak bağımsız olamaması, vazgeçme kararını şekillendirebilir.
Bu faktörlerin hiçbiri, vazgeçmenin hukuki geçerliliğini otomatik olarak etkilemez; ancak bir avukatın bu faktörleri anlaması, mağdura doğru ve dengeli bir hukuki danışmanlık sunulabilmesi açısından önemlidir.
Vazgeçme sonrası yeniden şikâyet mümkün müdür?
Bir kez usulüne uygun biçimde yapılmış ve kabul edilmiş bir vazgeçme sonrasında, aynı olay için yeniden şikâyette bulunmak kural olarak mümkün değildir; TCK m.73/4 uyarınca vazgeçme davayı düşürür ve bu düşme kararı kesinleştiğinde konu kapanmış sayılır. Ancak eğer aynı fail tarafından işlenen tamamen yeni ve ayrı bir fiil söz konusuysa (örneğin vazgeçmeden sonra yeni bir taciz olayı yaşanırsa), bu yeni fiil için ayrı bir şikâyet hakkı doğar; bu, önceki vazgeçmeden bağımsız, yeni bir olaya dayanan bağımsız bir haktır.
Vazgeçme ile şikâyetin geri alınamayacağı hâller arasındaki bağlantı
Bazı mağdurlar, ilk şikâyeti pişmanlıkla yaptıklarını düşünerek, “şikâyetimi geri çekmek istiyorum” ifadesini kullanır; ancak hukuken doğru terim “vazgeçme”dir ve sonuçları yukarıda anlatıldığı gibi suç tipine ve zamanlamaya göre değişir. Bir mağdurun ilk beyanının baskı altında veya yanlış bilgilendirme sonucu verildiğini düşünmesi hâlinde, bu durum vazgeçmeden farklı bir hukuki mesele olan “ifadenin gerçeği yansıtmadığı” iddiasını gündeme getirebilir; bu da ayrı ve daha karmaşık bir değerlendirme sürecine yol açar. Bu nedenle “vazgeçme” ile “ilk beyanın hatalı olduğunu iddia etme” birbirinden tamamen farklı hukuki kategorilerdir ve karıştırılmamalıdır.
Sonuç ve değerlendirme
Cinsel suçlarda şikâyetten vazgeçmenin davayı düşürüp düşürmeyeceği sorusunun cevabı, hem suçun türüne (şikâyete tabi mi, resen mi) hem de vazgeçmenin zamanına (hüküm öncesi mi, kesinleşme sonrası mı) ve sanığın bu vazgeçmeyi kabul edip etmediğine bağlıdır. Bu çok katmanlı yapı, vazgeçme kararı verilmeden önce mutlaka hukuki danışmanlık alınmasını gerektirir; zira yanlış zamanlanmış veya yanlış kapsamda yapılmış bir vazgeçme beyanı, geri döndürülemez sonuçlar doğurabilir.
Şikâyet süresinin vazgeçme ile karıştırılmaması
TCK m.73/1’deki 6 aylık süre, şikâyet hakkının kullanılması için öngörülmüş bir süredir; yani mağdur, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyette bulunmazsa, bu hakkı düşer ve soruşturma/kovuşturma yapılamaz. Buna karşılık vazgeçme, şikâyet zaten yapıldıktan ve dava/soruşturma başladıktan sonra, bu süreci sona erdirmeye yönelik ayrı bir irade beyanıdır ve kendine özgü bir süre sınırına tabi değildir; dava düşene (yani hüküm kesinleşene) kadar her aşamada beyan edilebilir. Bu iki kavramın (şikâyet süresi ile vazgeçme) birbirine karıştırılması, uygulamada sık görülen ve ciddi hak kayıplarına yol açabilen bir hatadır; bu nedenle her ikisinin de ayrı ayrı ve doğru biçimde anlaşılması gerekir.
Örnek karşılaştırma: iki farklı suç tipinde vazgeçme
Bir kişinin işyerinde bir meslektaşına yönelik sözlü cinsel taciz (TCK m.105) suçlamasıyla karşılaştığını ve mağdurun süreç içinde vazgeçtiğini düşünelim; bu durumda, sanık vazgeçmeyi kabul ederse dava düşer ve süreç sona erer. Aynı örnekte, eğer suçlama bir çocuğa yönelik cinsel istismar (TCK m.103) iddiasıysa, mağdurun (veya velisinin) “vazgeçiyorum” demesi hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; savcılık, mağdurun iradesinden bağımsız olarak soruşturmayı resen sürdürmek zorundadır. Bu iki örnek, aynı “vazgeçme” kelimesinin farklı suç tiplerinde tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurduğunu somut biçimde göstermektedir.
Avukatın bu süreçteki rolü
Vazgeçme kararı, hem mağdur hem de sanık için hayati sonuçlar doğurabilecek, geri döndürülmesi genellikle mümkün olmayan bir karardır. Bir ceza avukatı, mağdur tarafında vazgeçmenin tam kapsamını (yalnızca ceza davası mı, tazminat hakkı da dahil mi) netleştirerek doğru bir beyan formülasyonu sağlarken; sanık tarafında ise vazgeçmeyi kabul edip etmemenin uzun vadeli sonuçlarını (itibar, meslek, gelecekteki güvenlik soruşturmaları) değerlendirerek doğru stratejinin belirlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle vazgeçme beyanından önce, sürecin her iki tarafının da bağımsız hukuki danışmanlık alması önerilir.
Mahkemenin vazgeçme beyanını inceleme yetkisi
Mahkeme, kendisine sunulan bir vazgeçme beyanını otomatik olarak kabul etmek zorunda değildir; beyanın gerçekten mağdur tarafından, özgür iradesiyle ve usulüne uygun biçimde yapılıp yapılmadığını inceler. Özellikle mağdurun çocuk olduğu veya kısıtlı olduğu durumlarda, vazgeçme beyanının velisi veya vasisi tarafından mı yoksa bizzat mağdur tarafından mı yapıldığı, hangi suç tipi için geçerli olabileceği (yalnızca şikâyete tabi suçlarda) titizlikle kontrol edilir. Mahkeme, şüpheli bir vazgeçme beyanı karşısında ek açıklama isteyebilir veya beyanın arkasındaki gerçek iradeyi netleştirmek için mağduru yeniden dinleyebilir.
Vazgeçmenin sonuçları geri döndürülemez mi?
Yukarıda değinildiği üzere, usulüne uygun biçimde beyan edilmiş bir vazgeçme kural olarak geri alınamaz. Bu nedenle mağdur, vazgeçme kararını vermeden önce şu soruları kendine sormalıdır: fail hakkında bir daha hiçbir hukuki işlem yapılamayacağını kabul ediyor muyum, tazminat hakkımı saklı tutmak istiyor muyum, bu kararın aile veya iş çevremdeki yansımaları neler olabilir? Bu soruların yanıtları netleşmeden atılan bir vazgeçme adımı, ileride telafisi güç bir pişmanlığa yol açabilir. Bu nedenle vazgeçme, yalnızca bir formalite değil, sürecin tüm sonuçlarını kapsayan bilinçli bir karar olarak ele alınmalıdır.
İlgili yazılarımız
- Cinsel Taciz Suçunda HAGB Verilir mi?
- Cinsel Taciz Suçu ve Cezası (TCK 105)
- Cinsel Tacizde Manevi Tazminat Miktarı Ne Kadardır?
Sonuç olarak, şikâyetten vazgeçme kurumu, ilk bakışta basit görünse de suç tipine, zamanlamaya, sanığın tutumuna ve tazminat hakkının ayrıca belirtilip belirtilmediğine göre çok farklı sonuçlar doğurabilen katmanlı bir hukuki mekanizmadır; bu nedenle bu kararın her zaman bilinçli, bilgilendirilmiş ve profesyonel destek alınarak verilmesi önerilir.
Bu yazıda ele aldığımız tüm başlıklar — şikâyete tabi suçların kapsamı, vazgeçmenin zamanlaması, sanığın reddetme hakkı, iştirak hâlindeki sirayet kuralı ve tazminat hakkının ayrıca belirtilmesi gerekliliği — birbiriyle bağlantılı ama ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken hukuki unsurlardır.
TCK 104’ün şikâyete tabi olma durumunu ele aldığımız yazımıza göz atabilirsiniz.
Bu suç tipinde vazgeçmenin etkisini ele aldığımız yazımıza göz atabilirsiniz.
Ceza sürecindeki vazgeçmenin iş hukuku sürecini etkileyip etkilemediğini ele aldığımız yazımıza göz atabilirsiniz.
Bu tür davalarda vazgeçmenin etkisini ele aldığımız yazımızda bulabilirsiniz.
Resen kovuşturulan suçlarda vazgeçmenin neden etkisiz kaldığını ele aldığımız yazımızda inceleyebilirsiniz.
Delil yetersizliği ve dava şartları ilişkisini ele aldığımız yazımızda görebilirsiniz.
Cinsel suç dosyalarında delil ve usul konularının genel haritası için bilgi merkezimizin sayfasına, diğer yazılar için yazı dizinimizin sayfasına bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hangi cinsel suçlarda şikâyetten vazgeçmek davayı düşürür?
Yalnızca şikâyete bağlı suçlarda: TCK m.105 (cinsel taciz) ve TCK m.102/1 (cinsel saldırının temel ve sarkıntılık hâli, yetişkin mağdurda). TCK m.103 (çocukların cinsel istismarı), TCK m.102/2 (organ sokma, eş dışında) ve TCK m.226 (müstehcenlik) resen kovuşturulur; bu suçlarda mağdurun vazgeçmesi davayı düşürmez.
Mağdur vazgeçse bile sanık vazgeçmeyi reddedebilir mi?
Evet; TCK m.73/6 uyarınca kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Sanık, masumiyetini mahkeme kararıyla kanıtlamak istiyorsa vazgeçmeyi kabul etmeyebilir; bu durumda dava, mağdurun vazgeçmesine rağmen devam eder.
Hükümden sonra yapılan vazgeçmenin etkisi nedir?
TCK m.73/4’ün ikinci cümlesi açıkça, hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçmenin cezanın infazına engel olmayacağını düzenler; yani mahkûmiyet kesinleştikten sonra mağdur vazgeçse dahi ceza infaz edilmeye devam eder.
Birden fazla failin olduğu bir suçta vazgeçme herkesi mi kapsar?
Evet; TCK m.73/5 uyarınca iştirak hâlinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğer tüm faillere de sirayet eder. Mağdur, yalnızca bir faili affedip diğerlerini dışarıda bırakamaz.
Vazgeçme aynı zamanda tazminat hakkından da vazgeçmek anlamına gelir mi?
Hayır, otomatik olarak değil. TCK m.73/7 uyarınca, ancak mağdur vazgeçtiği sırada şahsi (tazminat) haklarından da vazgeçtiğini ayrıca ve açıkça belirtmişse, artık hukuk mahkemesinde dava açamaz; aksi hâlde tazminat hakkı saklı kalır.
Şikâyetten vazgeçme süresi var mıdır?
Şikâyet hakkının kullanılması için 6 aylık süre vardır (TCK m.73/1); ancak vazgeçme için böyle bir süre sınırı yoktur — dava düşene kadar, yani hüküm kesinleşene kadar her aşamada vazgeçme beyan edilebilir, kesinleşme sonrası vazgeçme yalnızca infazı etkilemez.
HAGB kararı verilmiş bir dosyada vazgeçmenin etkisi nedir?
HAGB kararı verilmiş ve denetim süresi devam eden bir dosyada, mağdurun şikâyetten vazgeçmesi hâlinde TCK m.73/4 uygulanarak dava düşebilir; çünkü HAGB’de henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü açıklanmamıştır, dava teknik olarak sona ermiş sayılmaz.
Vazgeçme yazılı mı olmalıdır?
Vazgeçme, mahkeme veya savcılık huzurunda tutanağa geçirilerek sözlü ya da yazılı dilekçeyle yapılabilir; önemli olan iradenin açık, tereddütsüz ve kayıt altına alınmış biçimde ortaya konmasıdır.
Vazgeçme geri döndürülemez sonuçlar doğurabilir; hemen bize ulaşın.
Bu konuda daha fazla bilgi ve örnek olay incelemesi için sitemizdeki diğer ayrıntılı rehber yazılarımıza da göz atabilirsiniz.
Yazar Hakkında
Av. Burakhan Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı olarak ceza hukuku alanında, özellikle cinsel suçlarda şikâyet ve vazgeçme süreçlerinde hem mağdur hem de şüpheli/sanık vekilliği hizmeti vermektedir.
Somut olayınıza özgü ayrıntılı bir değerlendirme için doğrudan bizimle iletişime geçebilir, tüm sorularınızı çekinmeden iletebilirsiniz.
Umarız bu rehber faydalı olmuştur.
Hukuki Sorumluluk
Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup güncel mevzuat ve yerleşik hukuki uygulama esas alınarak kaleme alınmıştır. İçerikte yer alan değerlendirmeler, somut olayın kendine özgü koşullarına göre farklılık gösterebilecek genel nitelikte açıklamalardır ve hiçbir şekilde hukuki tavsiye niteliği taşımaz, avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Mevzuat ve içtihatlar zaman içinde değişebileceğinden, somut bir hukuki sorun hakkında adım atmadan önce alanında yetkili bir avukata danışılması önerilir.

